1

KASIM
2017

Hafta başında şu sıralar içinde bulunduğum hafifleme ihtiyacımdan bahsetmiştim hatırlarsanız.

 

Yıllardır biriktirdiğim, bir gün okumalıyım diyerek aldığım kitaplar;  sırf sevdim diye daha önce izlediğim filmlere ait DVD'ler, henüz etiketini dahi çıkarmadığım ama bir gün mutlaka giyeceğim dediğim kıyafetler...

 

Onlar yetmiyor, sırf anısı var diye sakladığım broşürler, biletler, davetiyeler ve daha niceleri...

Tam böyle telaşlı günlerden geçerken karşıma bu haftaki konuğum Zeynep çıktı. İlk olarak Instagram'daki Lighten Your Life (Hayatını Hafiflet) isimli hesabından ProjectPost30'la ilgili paylaştığı ve beni çok mutlu eden postu sayesinde iletişime geçtim onunla. Kendisinin de bir değişim hikayesi olduğunu öğrenmemle soluğu Beşiktaş'taki buluşma noktamızda aldık.

Zeynep, editörlük kariyerinin ardından bizzat kendi ihtiyacı için merak saldığı minimal yaşamı işe dönüştüren bir girişimci. 

Hikayesini hemen dinlemek isterseniz, aşağıdaki kutudaki oka tıklayın lütfen. 

 

Önden bir özet almak isterseniz, okumaya devam edebilirsiniz.  

ZEYNEP YÖRÜK'TEN

METİNLERLE BAŞLAYAN MİNİMALİZMİN GİRİŞİME DÖNÜŞME HİKAYESİ 

Zeynep, soyadı gibi Yörük, yani göçebe bir aileden geliyor. Sıkıldıkça şehir hatta semt değiştiren bir aile ortamında büyüyor.

 

Eğitim hayatı da biraz enteresan. Ankara'nın en iyi Anadolu Liselerinden birinde, özellikle sayısal alandaki başarılarıyla bilinen bir okulda okuyor. Üniversiteye hazırlık döneminde öğretmenleri ve çevresi onu sürekli sayısal bölümlere ve dersanelere yönlendirmeye çalışırken, o içinde güzel sanatlara aşk besliyor.

Okulun azınlıktaki idealistlerinden biri olarak herkes dershaneye giderken o resim kursuna gidip güzel sanatlara hazırlanıyor. Fakat resim eğitimini sıkıcı bulması sebebiyle orada mutlu olamayacağını fark edip birkaç ay kala üniversite giriş sınavına çalışıyor

Sonuç olarak edebiyat okumaya karar veriyor, devamında aklında akademisyen olmak var. O dönemde kendi iç dünyasında yaşadığı dönüşüm ve değişim sonucu üniversiteyi Diyarbakır'da okumaya karar veriyor. Neden Diyarbakır derseniz, detayları söyleşimizden dinlemenizi kesinlikle öneririm. 

Her ne kadar Diyarbakır'da aldığı eğitimin yeterince iyi olmadığını düşünse de, orada geçirdiği dört senenin hayatına büyük katkı sunduğunu, bir çok ezberinin bozulduğunu vurguluyor Zeynep. 

Lisans bittikten sonra, yine edebiyat alanında yüksek lisans yapmak için İstanbul'a geliyor. Bu arada ailesi de İstanbul'a yerleşiyor. 

Bir süre sonra akademik yaşamın kendine uygun olmadığını düşünen Zeynep, edebiyattan çok uzak olmayan başka bir alanda, tashih yaparak  olarak başlıyor kariyerine. Yani işi metinleri düzenlemek ve sadeleştirmek. 

İşindeki dikkatli ve özenli çalışmalarının kısa sürede  dikkat çekmesiyle, ilk başta hissettiği çekingenliği üstünden attığını ve özgüveninin arttığını söylüyor Zeynep. 

İki buçuk yıllık deneyimin ardından yayın evinden ayrılma kararı alıyor ve kısa süreli bir ajans deneyimi yaşıyor. Devamında çocuk yayıncılığıyla ilgileniyor. Bu ajanslar arası geçişlerde aldığı işsizlik maaşının maddi anlamda katkısı olduğunu özellikle belirtiyor. 

Ajansların ardından bir Think Tank'te çalışmaya başlıyor ve orada da editörlük yapıyor. 

Uzun zamandır editörlük yapmasına rağmen, Think Tank'te çalıştığı dönemde metinleri sadeleştirme eyleminin aslında onu minimalizmle tanıştıran ilk adım olduğunu farkediyor. 

Tam bu farkındalığın üstüne ailesinin yeni bir taşınma macerasına girmesi, sadeleşmeyi ev ortamına da taşıma fikrini doğuruyor. Söyleşimizin bu kısmındaki yorgan-battaniye hikayesini özellikle dinlemenizi öneririm. 

Taşınırken yaşanan bu hafifileme hali Zeynep'in konuya daha profesyonel yaklaşmasına imkan tanıyor. Öncelikle yurtdışında "professional organizer" olarak geçen bu mesleğin Türkiye'de bir muadili var mı diye araştırıyor. Bununla birlikte minimalizmle ilgili kitapları, belgeselleri takip ediyor. Sonuç olarak  "Minimalist yaşam danışmanı" olarak hizmet vermeye başlıyor. 

Peki nasıl bir iş bu diye soruyorum Zeynep'e.

Öncelikle insan neden sadeleşmeli, bunu sormalıyız kendimize, diyor. 

Eşyalarla zihnimiz arasında çok ciddi bir bağlantı olduğundan ve onların zihnimizi yorduğundan ama insanların eşyalarla duygusal bağ kurmasına da kızmamak gerektiğinden bahsediyor. 

Söyleşimizde hayatlarımızı nasıl hafifleteceğimizin ipuçlarını da veriyor Zeynep. 

 

Sadece kendine haz veren ve sevdiğiniz eşyaları tuttuğunuz ve geride kalanları çıkardığınız sürece eviniz düzene giriyor, diyor. Ayrıca kendinize şu soruları sormanızı da öneriyor; o eşyayı bugün alır mıydınız, ya da onunla bugün bir şey yapar mıydınız,?

Pek bilinen bir iş alanı olmadığı için, bu değişim sürecinde ve yeni iş alanında ailesinin desteğini soruyorum. İlk başta ciddi bir önyargı olduğundan ama annesinin cesaretlendirmesi ve desteğiyle o önyargıların aile içinde kırılmaya başladığından bahsediyor. 

Bu iş alanı sayesinde bir çok girişimcilik grubunda da aktif olarak yer alan Zeynep, değişim sürecinde insanlarla temas halinde olmanın önemine değiniyor. Ne yapmak istiyorsanız o alanda çalışan kişilerle görüşün, internetten ulaşın ve soru sorun, diyor.  Ayrıca ekliyor:  

 

"Fikirlerinizi paylaşmaktan çekinmeyin. Korkuları yenmek için adım atmak lazım; "merdiveni çıkmak için sonunu görmenize gerek yok" ne de olsa!" 

Ben sohbetimizden öğrendiklerimi  uygulamaya şimdiden başladım. Eminim siz de hayatınıza olumlu dokunuşu olan noktalar bulacaksınız. Söyleşimizin tamamına aşağıdaki kutudan ulaşabilirsiniz.

Bu arada Zeynep'in minimal yaşamla ilgili paylaşımlarını içeren Youtube kanalına ve motive eden içerikleriyle instagram hesabına göz atmanızı öneririm. 

Keyifli dinlemeler!