BU HAFTAKİ KONUĞUM EKONOMİDEKİ BİRİKİMİNİ ÜÇ FARKLI KULVARA TAŞIYAN

UĞUR GÜRSES

13

HAZİRAN
2018

Bu haftaki söyleşim ekonomi yazarı Uğur Gürses'le.

Gürses'le ben Türkiye'deyken parçası olduğumuz, yakında sizlerin de daha sık duymaya başlayacağı nefis bir sosyal girişim sayesinde tanışıyoruz.

 

Bu girişimin toplantıları sırasında bizlerle paylaştığı ufak ufak anektodlarla ProjectPost30'a uygun bir konuk olduğunu anlamam çok uzun sürmedi. Sağolsun beni kırmadı ve söyleşi talebimi kabul etti. 

Sohbetimizi biraz gecikmeli de olsa sizlerle paylaşmanın sevincini yaşıyorum.​ Umarım siz de en az benim kadar keyif alırsınız.  

Uğur Gürses, ekonomi alanındaki kariyerine önce kamu sektöründe başlıyor. Devamında ise önce bankacılık sektörüne, oradan da medyaya geçiş yaparak, bilgi birikimi ve deneyimini üç farklı kulvarda paylaşma imkanına sahip oluyor.

Söyleşinin tamamını hemen dinlemek için her zamanki gibi aşağıdaki kutuya tıklayabilirsiniz. Özeti içinse ,sayfayı aşağı kaydırın lütfen.

Savcı bir babanın çocuğu olarak Anadolu'nun farklı köşelerinden edindiği deneyimlerle büyüyor Uğur Gürses. ​

Lise döneminde ise ailesiyle memleketi Ankara'ya geliyor ve o dönemde erkek öğrenci almaya başlayan Ankara Kız Lisesi'nde öğrenimine devam ediyor. Hikayesinin bu kısmıyla yakından ilgileniyorum haliyle. 

Yaklaşık 50-55 kişilik sınıfta beş  ya da altı erkek olduklarını söyleyen Gürses, "Bu sayede kadınlarla beraber yaşama kültürünü edindim" diyor ve bu deneyimin hayatının devamında ve hayata bakışında önemli bir etkisi olduğundan bahsediyor. 

Dünya görüşünün sol siyasete eğimli geliştiği lise hayatında, bugün halen Bilkent Üniversitesi'nde matematik profesörü olan amcasının "Eğer iyi bir solcu olmak istiyorsan, ekonomi okumalısın" tavsiyesi üstüne ekonomi okuma fikri giriyor aklına. Her ne kadar ailesinin isteğiyle tıp bölümlerini yazsa da, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni kazanmak onu sevindiriyor ve kariyerine de bu tercihinin yön verdiğini söylüyor. 

Ama burada bir parantez açmamız gerekiyor. Zira Uğur Gürses'in gönlünde bir de arkeoloji sevdası var. Hatta biraz daha özelleştirirsek, su altı arkeolojisi. Bu alanda gelecek görememesi nedeniyle ne yazık ki, önce ekonomide ilerlemeye karar veriyor. 

Siyasal'dan mezun olmasıyla birlikte Merkez Bankası'nın sınavını kazanarak iş hayatına adım atıyor. 

 

Sekiz yıl boyunca çalıştığı Merkez Bankası'nın ona kattığı deneyimi altını çizerek vurguluyor. Dışarıdan sıkıcı görünse de, çok keyifli bir çalışma dönemi geçirdiğini belirtiyor ve şöyle ekliyor:

 

"Bulunduğunuz ortamı insanlar şekillendiriyor. Geri dönüp baktığımda Merkez Bankası'nı hala bir okul gibi görüyorum. Yalnızca çok şey öğrenmekten değil, daha çok bana yepyeni bir dünya penceresi açmasından..." 

Kariyerindeki ilk değişim serüveninde, kendisine hayattan ne istediği ya da ne yapmaktan hoşlandığı sorularını sorduğundan bahsediyor. Gürses açısından cevap, spiral bir akışta. Hayat bir yandan normal seyrinde devam ederken, öte yandan dünyayı tanıyarak, okuyarak insan hayattan ne beklediğini keşfedebiliyor. 

Sekiz yılın sonunda Merkez Bankası'ndan ayrılma sebebini, işinde belirli bir doygunluk elde etmesi ve işten aldığı hazzın giderek azalması olarak özetliyor. Bir yandan da kendi emekliliğini satın almak yani daha iyi gelir elde etmek istediğini ekliyor. ​

 

1994 yılındaki ekonomik krizin ardından Merkez Bankası'ndan özel sektöre geçiyor ve 2000 yılına kadar ticari bankalarda üst düzey yöneticilik yapıyor. 

Kariyer değişimlerinde krizlerin etkisine de değiniyor Gürses. İlk değişimi '94 krizi sonrası yaşarken, ikincisini 2001 krizi öncesinde gerçekleştiriyor. 

 

CNNTÜRK'ün yeni kurulduğu dönemde, hala bankada çalışırken haftada bir katıldığı ve Türkiye ve dünya ekonomisindeki gelişmeleri yorumladığı programı 2000lerin başında tam zamanlı yapmaya karar veriyor.

 

CNNTÜRK'te yorumculuğun yanı sıra o dönemin çok okunan gazetelerinden Yeni Yüzyıl gazetesinde de köşe yazıları başlıyor. Yeni Yüzyıl'dan sonra Radikal gazetesi serüveni başlıyor. 

 

Radikal gazetesi kapanana kadar orada, 2014 yılından bu yana ise Hürriyet gazetesinde yazılar yazmaya devam ediyor. 

 

Ama arkeoloji sevdası bitti sanmayın, hala tüm kitapları okuyor, önemli ören yerleri ve müzeleri gezmeye devam ediyor. 

 

Tüm bu deneyimlerin ardından Gürses'e soruyorum; kamu, özel sektörde ve medyadaki artı ve eksiler nelerdi diye. 

Merkez Bankası'nın kamu kurumları içinde kurumsallaşma açısından çok yol aldığını, hatta bankacılık sektörüne kıyasla daha profesyonel bir yapıda olduğunu aktarıyor. Ayrıca Merkez Bankası'nın çalışanları için yaptığı eğitim yatırımının bugün hala özel sektörde yapılmamasının üzücü olduğundan bahsediyor Gürses, basında bunun daha kötü olduğunu ekliyor.

 

Kurumların eğitime yaptığı yatırımın çalışanın bilgi birikimi ve kişisel-profesyonel deneyimini artırması, hem de şirkete-kuruma aidiyet duygusunu beslemesine imkan tanıması sebebiyle büyük önem taşıdığını söylüyor.

 

Eğitime yatırımı bir maliyet unsuru olarak değil, yatırım olarak gören bakış açısının olduğu yerde yapılan işin kalitesinin de arttığını ekliyor. 

Kamu sektörüne karşılık özel sektörin özel güdüleri ve dinamizmi olduğundan bahseden Gürses, medya sektöründe daha çok yok almamız gerektiğinin altını çiziyor. 

Sohbet sırasında kariyerindeki geçişleri sanki sorunsuz ve pürüzsüz olmuş gibi aktarıyoruz, o yüzden sormadan edemiyorum, sahiden öyle miydi diye.​

 

Kamudan özel sektöre geldiğinde, kurumsallık ve profesyonellik beklerken, daha esnek bir yapıyla karşılaştığından, o açıdan hayal kırıklığına uğradığından bahsediyor. Ama devamında şu şekilde aktarıyor:

"İçinde bulunduğunuz koşullardan memnun olmadığınız noktada ayrılmak da söz konusu olabilir, işinizden kovulmak da. Her ne olursa olsun, önemli olan bu gelişmeyi yeni pencelerin açılışı olarak görmek. Olaylara kötümser bakmamak lazım."

Ailenizden ve çevrenizde değişim süreçlerinde nasıl tepkiler alıyordunuz diye sorduğumda ise özellikle kamu sektöründen ayrılırken tepki aldığını, ama genel olarak "Sen doğrusunu bilirsin" yaklaşımıyla karşılaştığıı söylüyor.

 

Ailelerin çocuklarıyla olan ilişkilerinde, bilime dayanan adımlar atmalarını teşvik etmenin ve deneme-yanılma yoluyla öğrenmelerine imkan tanımanın önemine değiniyor Gürses:

 

"Kendine güven ve başarma duygusunu biraz da bu sağlıyor", diyor.

 

Kariyerini değiştirmek isteyenlere ne tavsiye verirsiniz diyorum, hızla değişen dünyada verdiği tavsiyenin arkeik kalmasından endişe ediyor o sebeple şu temel görüşleri paylaşıyor:

-Kendinize hayatın her alanında yatırım yapın ve farklı açılar, farklı perspektifler kazanın, farklı görüşlerden okumalar yapın...​

-Herkesin kendine özgü başlangıç noktası var, başkalarının hikayelerini birebir kopya etmek yerine o hikayelerdeki ana noktaları yakalamaya çalışın.  (Elon Musk'ın aldığı eğitim ve kariyer yolunu takip etmek yerine onun gözüpekliğinden ilham almak gibi)

 

Hazır yakalamışken, dünyayı daha iyi anlamak için okumamızı önerebileceğiniz birisi var mıdır diye soruyorum, "Çağdaşlarımızdan ziyade ben geriye gitmeyi istiyorum" diyor, Schumpeter'in dünya ekonomisinin nasıl işlediğini anlatan Kapitalizm, Sosyalizm ve Demokrasi kitabını öneriyor.

Söyleşimizde daha bir dizi detay var elbette, aşağıdaki linkten tamamını dinleyebilirsiniz.

 

Uğur Gürses'in Hürriyet gazetesindeki yazılarını takip etmek içinse bu linke tıklayın lütfen.

Keyifli dinlemeler!