November 4, 2019

October 15, 2018

May 28, 2018

Please reload

Son Yazılar

Hayat şimdi ve tam o bulunduğunuz yerde yaşanıyor!

August 6, 2018

 

Son yazımda  "kim olduğumuzu" keşif sürecimize değinmiştim hatırlarsanız. Bizi biz yapan unsurlardan genetik ve çevresel faktörlere ek olarak bir de idiojenik doğamız olduğundan. Yani hayatımızdaki ana projeler, görevler, misyonlar neyse, onları gerçekleştirmek üzere geliştirdiğimiz ve bizi esasen diğer tüm insanlardan ayıran karakter özelliklerimizden...

 

Bizi biz yapan unsurları anlamak adına bu bakış açısına ek olarak okuduklarım, öğrendiklerim ve paylaştıklarımın ardından şöyle bir durup kendimi dinlemem gerekti son bir ayda. Ve farkettim ki her yeni öğrendiklerimle kendimi keşif serüveninde bir adım daha ilerlediğimi düşünürken, aslında hala bir yönüyle yerimde sayıyorum.

 

Elbette günlük hayatta kimi olaylara, karşı karşıya kaldığım kimi vakalara verdiğim tepkileri, nedenlerini, hissettirdiklerini daha iyi irdeleyebiliyorum. Gerek iş gerek özel yaşamda insanlarla iletişimimde kendimi geliştirdiğim yönler elbette var.

 

Ama bazı olaylar var ki hala karşılaştığımda hayatıma nasıl devam etmem gerektiğini bir türlü çözemiyorum.

 

Bu olaylardan biri, belki de en savunmasız yakalayanı "ölüm".

 

Kendimi istediğim kadar tanıyayım; davranışlarım, hayata bakışım, geleceğimden ne beklediğim konularında istediğim kadar kendimi "terbiye edeyim", her seferinde gafil avlanıyorum.

 

Son bir ayda yakın çevremde her biri çok genç yaşta olan insanların hayata gözlerini yummaları bana şaşkınlık ve derin acı vermenin ötesinde zamanın ne kadar acımasız ve her şeyin ne kadar da geçici olduğunu bir kez daha iliklerimde hissettirdi.

 

Oruç Aruoba'nın ölümle ilgili yazdılarını not etmiştim bir ara:

 

"Ölümü anlamak yaşama anlam verebilmektir:

ölümü anlayan, yaşamı anlar.

Ölüm de yaşamın anlamlandırıcısıdır" diyordu.

 

Yaklaşık bir buçuk yıldır, hayattan, özellikle de çalışma hayatından ne beklediğimizi, ne yapmak istediğimizi keşfetmekle ilgili şeyler paylaşıyorum. Bir şekilde faydası oluyorsa ne mutlu bana.

 

Ama farkediyorum ki paylaştığım her şeyde zihnimizi ve bedenimizi bilinçsizce hep geleceğe yani bilinmeyene yönlendirmeye teşvik ediyorum. Oysa aslında hayat bugün tam da şu anda ve o bulunduğunuz yerde yaşanıyor.

 

Şu son bir kaç günü biraz dinlenerek geçirme fırsatı yakalamışken sevgili arkadaşım Ece sayesinde keşfettiğim "The Power of Now" kitabını elime aldım. 

 

Kitapta bilinçsizce saplandığımız geçmiş ve gelecekten kendimizi nasıl sıyırabileceğimiz ve içinde bulunduğumuz ana nasıl odaklanabileceğimize yönelik bilgiler içeriyor.

 

Henüz bitirmedim ama şu an içinde bulunduğum ruh haline fazlasıyla iyi geldiğini söyleyebilirim. 

 

Yaşamı, ölüm olgusunun varlığını ister içinizde anlamlandırarak, ister yok sayarak yaşayın, her şey bu anda oluyor. O yüzden gelecekte hayalini kurduğunuz ne varsa adım atmaya bugünden, geç kaldığınızı düşünmeden başlayın. Hayaller, planlar elbette güzel, elbette önemli ama bugünü erteleyerek, yarın başlarım diyerek zihninizde yaşadıklarınız hiç beklenmedik hayal kırıklıklarını karşınıza çıkarabilir. Adım atmamaktan pişman olacağınıza minik de olsa bir yerden başlayın, hem de bugün! 

 

Sizlerle birkaç haftadır yeni bir hikaye paylaşmayı planlıyordum ama geçen ayki kaos sebebiyle elim bir türlü klavyeye gitmedi. Ataleti ufaktan atıyorum üstümden ve bu çarşamba keyifli bir Bodrum hikayesi yayınlıyorum. Keyifle dinleyeceğinizden eminim.

 

Güzel bir hafta geçirmeniz dileğiyle.

 

PS: Yazıya eşlik eden görsel ABDli ressam, şair ve oyuncu Marjorie Cameron'un West Angel eseri.

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Takip edebilirsiniz
Please reload

Tagle arama yapın