November 4, 2019

October 15, 2018

May 28, 2018

Please reload

Son Yazılar

Teşekkür ederim!

May 28, 2018

 

Geçtiğimiz hafta itibariyle bir yaş daha aldım. 

 

Sanırım hayatımda geçirdiğim en güzel doğum günü, hatta kutlu doğum haftası oldu diyebilirim. 

 

Öyle büyük bir kutlama organize ettiğimden değil, insanlık adına minik benim için büyük sürprizlerle, sevdiklerimle yediğim yemeklerle, birbirinden nefis mesajlarla, telefon görüşmeleriyle ve işteki irili ufaklı başarılarla geçtiğinden. 

 

Sanırım uzun zaman sonra ilk kez uzakta kutladığımdan, hayatıma dokunan ya da hayatına bir şekilde dokunduğum herkesin her zamankinden daha da özen göstererek kutladığı bir doğum günü oldu. 

 

Şöyle bir geriye baktığımda ProjectPost30'un hayatıma kattığı ivme sayesinde son iki yıldır hayatımın gidişatını özetleyen iki kavram var: "cesaret" ve "sevgi".

 

Cesaret

 

Geçtiğimiz sene ProjectPost30'u hayata geçirerek günlük rutinlerimin dışında bambaşka bir işe kalkışmış olmam benim adıma bir cesaretti. Projeyi her türlü yoğunluğuma rağmen aralıksız sürdürme çabam da öyle. İtiraf etmeliyim ki kendimle gurur duydum :)

 

Şu anki tempom geçen seneki yoğunlukta paylaşıma izin vermese de, iyi ki bir adım atmışım da söyleşilere, yazılara başlamışım diyorum. 

 

2018 ise ProjectPost30'un hayatıma kattıklarının meyvesini verdiği yıl olarak tarihime geçti. Hikayelerini ve mesajlarını paylaşan sizler olmasanız, bana öneriler sunmasanız, şu zamana kadar inşa ettiğim hemen herşeyi bir kenara koyup, yıl sonunda bambaşka bir ülkede, bambaşka bir iş çevresine geçiş yapmayı başarabilir miydim, emin değilim.

 

Muhtemelen yine yapardım ama, biraz daha sudan çıkmış balık gibi olurdum ve en başta yaşadığım sıkıntıları çok daha yoğun hissederdim. 

 

Sevgi

 

Birbirini hiç tanımayan insanların ortak paydada buluşup, deneyimlerini olduğu kadar sevgilerini paylaşması kadar güzel bir duygu olabilir mi ! 

 

İşte ProjectPost30 bana bunu yaşatıyor!

 

Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da, en doğal, en saf ve karşılıksız halinden, en tutkulu formuna kadar binbir şekilde iliklerime kadar sevgiyi hissettiğim, sevginin yoğun dışavurumlarda değil, minik detaylarda gizli olduğunu öğrendiğim bir yaşı geride bıraktım.

 

Sevgi, cesareti besliyor. Bana kalırsa cesaret de sevgiyi. Cesur kararlar aldıkça, adım atıp başardıkça, sizi sevgiyle besleyenlere geri dönüşünüz de aynı muhteşemlikte oluyor. 

 

Hayata karşı cesur olabilmenin, sevgiyi hissetmenin ve paylaşmanın temel yolu ise kendimiz olmak. Kendimiz olmaksa içimizdeki potansiyeli keşfetmek ve karşımıza çıkan yollardan bize en uygun olduğunu düşündüğümüzü seçmek. Son olarak elbette sonuçlarına katlanmak.  

 

Doğum günüm için aldığım muhteşem mesajlardan biri "Thank you for being yourself" (Kendin olduğun için teşekkür ederim) diye bitiyordu. 

 

Bir insanı iyi hissettirmek işte bu kadar kolay, diye düşündüm. 

 

Hayranı olduğum düşünür, yazar Simone de Beauvoir'ın otobiyografisinden "kendimiz olmak" üstüne yazdıklarıyla bitirmek istedim bugünkü yazıyı.  (Çeviriyi kısa zamanda yetiştirmeye zorlandım, ama becerebilisem ayrıca ekleyeceğim.)

 

Her şey için tekrar teşekkürler!

 

"Tossed into the world, I have been subjected to its laws and its contingencies, ruled by wills other than my own, by circumstance and by history: it is therefore reasonable for me to feel that I am myself contingent. What staggers me is that at the same time I am not contingent. If I had not been born no question would have arisen: I have to take the fact that I do exist as my starting point. To be sure, the future of the woman I have been may turn me into someone other than myself. But in that case it would be this other woman who would be asking herself who she was. For the person who says “Here am I” there is no other coexisting possibility. Yet this necessary coincidence of the subject and his history is not enough to do away with my perplexity. My life: it is both intimately known and remote; it defines me and yet I stand outside it."

 

Like Einstein’s universe, it is both boundless and finite. Boundless: it runs back through time and space to the very beginnings of the world and to its utmost limits. In my being I sum up the earthly inheritance and the state of the world at this moment.

 

And yet life is also a finite reality. It possesses an inner heart, a centre of interiorization, a me which asserts that it is always the same throughout the whole course. A life is set within a given space of time; it has a beginning and an end; it evolves in given places, always retaining the same roots and spinning itself an unchangeable past whose opening toward the future is limited. It is impossible to grasp and define a life as one can grasp and define a thing, since a life is “an unsummed whole,” as Sartre puts it, a detotalized totality, and therefore it has no being. But one can ask certain questions about it."

 

PS: Fotoğraf Hollanda'nın minik sahil kenti Domburg'dan

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Takip edebilirsiniz
P