November 4, 2019

October 15, 2018

May 28, 2018

Please reload

Son Yazılar

İletişimi neden hafife alıyoruz?

February 19, 2018

 

 

Robotların günlük hayatımıza daha yoğun dahil olmasıyla işlerimizden mi olacağız sorusu, her geçen gün daha sık karşımıza çıkar oldu. Konuya ara ara burada da değiniyoruz biliyorsunuz.

 

Robotlar elbette kimi iş alanları için daha büyük bir tehdit ama en azından şu an için insanın duygu ve zekasının yarattığı katma değer hala önemini koruyor. Yaptığınız işte fark yaratmayı başardığınız sürece şimdilik derin bir nefes alabilirsiniz. 

 

Peki bu farkı yaratan unsur ne derseniz, hiç tereddüt etmeden İLETİŞİM derim.

 

Bunu bir kenara koyup, devam edelim. 

 

İstanbul ve Brüksel'de sürdürdüğüm yaşamlar arasındaki en temel fark nedir diye düşününce aklıma iş ve sosyal çevrem arasındaki geçişkenlik geliyor. 

 

İstanbul'daki sosyal çevremle iş ortamımdan büyük ölçüde ayrıyken, burada tamamen iç içe geçmiş durumda. Birlikte çalıştığım ya da iş sebebiyle bir arada olduğum insanların çoğu aynı zaman iş dışında da vakit geçirdiğim kişiler. Bu elbette benim henüz şehre yeterince adapte olmayışımdan, "AB işleriyle" ilgisi olmayan kitlenin vakit geçirdiği yerleri henüz tam anlamıyla keşfedemememden kaynaklanıyor.

 

Ocak'tan bu yana ufak adımlarla bu konuda kendimi geliştiriyorum tabii. Yavaş yavaş  yaratıcı endüstrilerden ve bilişim sektöründen de arkadaşlar edinmeye başlıyorum.

 

Geçtiğimiz günlerde aramızda mühendislerin ve yazılımcıların bulunduğu bir ortamda "soft skill"lerden konu açıldı. Soft'undan bahsediyorsak, demek ki bir de "hard skill"ler var diyebilirsiniz. Elbette doğru. 

 

Hard skill, kişinin işini yapabilmesi için gerekli olan teknik becerilere karşılık geliyor; yazılım, mühendislik, muhasebe, tasarım programlarını kullanabilme gibi... 

 

Buna karşılık soft skiller ise; iletişim, takım çalışması, organizasyonel beceriler, etkin problem çözebilme gibi "genel beceriler" şeklinde yorumlanıyor.

 

Özetle, teknik beceri gerektirmeyen, kişinin daha çok sosyal ve duygusal yönününü öne çıkardığı kimi özellikler. Geçtiğimiz hafta değindiğimiz duygusal zeka da bunun bir parçası. 

 

Geçen gün soft skill konusu tartışılırken, herkes ağız birliği etmişçesine en başta "iletişim yetisinin" geldiğinden bahsetti. Kendimi tutamayıp itiraz ettim. 

 

Hayatlarımızın hatta geleceğimizin üzerine inşa edildiği bu temel yetinin neresi "soft", biri bana açıklarsa çok sevinirim. Madem bu kadar soft, neden sürekli kişiler arası, kültürler arası, ülkeler arası anlaşmazlıklar had safhada ? 

 

Sosyal bir varlık olarak insanın en elindeki en temel özellik farklı araçlarla karşısındaki kişilerle iletişim kurabilmesi, bu noktada hem fikiriz sanıyorum. 

 

Ama iletişim dediğimiz şey ağzımızdan ya da elimizden çıkanın karşı tarafa ulaşmasından ibaret değil maalesef. 

 

Amaç her zaman için sizin zihninizden geçenlerin doğru formatta, doğru üslupta, doğru araçla karşınızdaki tarafından minimum kayıpla anlaşılması. Onun sizden aldığının üstüne inşa ettiği mesajın da size minimum kayıpla gelmesi ve bunun uzun süreler boyunca tekrar edebilmesi...

 

İletişimin bana kalırsa soft hiç bir yanı yok. Çünkü:

 

- Kişinin karakterine, arka planına, kültürüne, eğitimine göre iletişimde bulunduğu insanların her biri için ayrı bir stratejiye ihtiyaç duyuyor,

- Tıpkı teknik yetiler gibi kimi insanlar daha yatkın olsalar dahi, herkes için öğrenilebilir ve geliştirilebilir unsurlar barındırıyor,

- Hangi işi yapıyor olursanız olun, tıpkı matematik, fizik gibi zaman zaman farkında olmadan hayatınızın her anında karşınıza bir ihtiyaç olarak çıkıyor.

 

İş ya da özel yaşamınızda ister birinden bir şey rica edin, ister derdinizi birine anlatıp yardım isteyin, ister birine bir şey öğretmeye çalışın ya da isterseniz bir hizmet ya da ürününüzü satmakla uğraşın... Her ne iş yapıyorsanız yapın, hangi iş alanına geçmek isterseniz isteyin, karşınızda iletişim kurmanız, ikna etmeniz, anlamanız gereken bir başkası ya da başkaları olacak.

 

Peki iletişim soft skill değilse ne? Bana kalırsa "hard skill"in de bir tık üstünde, stratejik bir yeti. Neden mi? 

 

Çünkü;

 

- Kurduğunuz iletişimin tonu, hacmi ve aracıyla karşınızdaki insanların zihninde bıraktığınız izlenim büyük değişkenlik gösterebiliyor,

- Hangi bağlamda ele aldığınıza göre uygulayacağınız yöntemler de farklılık gösteriyor. İş iletişimiyle, sosyal iletişiminiz aynı araçlarla ve üslupla yürütülmüyor,

- Özellikle teknolojideki ilerlemelerle kendinizi güncellemeniz ve eski iletişim araçlarına bağlılığınız sürse bile yenilerinden haberdar olmanız ve kullanabilir olmanız bekleniyor.

 

Diyelim ki, içe dönük bir karaktersiniz. Ama hard skill açısından çok yeterli olduğunuz halde iletişim yönünüz yeterince kuvvetli olamadığı için istediğiniz işe, pozisyona bir türlü gelemiyorsunuz. İşte bu sebeple iletişimin stratejik olduğunu aklınızda tutup, kimi durumlarda daha dışa dönük davranabilmenin yollarını öğrenmeniz mümkün.

 

Bunlar ilk etapta aklıma gelenler elbette, liste daha uzayıp gidebilir.

 

İletişimi stratejik bir yeti olarak ele almak, sürdürülebilir eğitim,  bolca pratik ve destek gerektiriyor. 

 

Günümüz dünyasında "iletişim" kavramına ve eylemine daha farklı gözle bakma zamanı gelmedi mi sizce de ? Bu farklı bakışı kullandığımız  kavramlara da yansıtmak iyi olmaz mı?

 

Siz ne düşünüyorsunuz?

 

PS: Yazıya eşlik eden görsel Fransız sanatçı Fernand Léger 'in  Brüksel Bozar'daki "Güzellik her yerde"  isimli sergisinden.

 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Takip edebilirsiniz
Please reload

Tagle arama yapın