November 4, 2019

October 15, 2018

May 28, 2018

Please reload

Son Yazılar

İş yaşamında mutluluk nerede?

February 5, 2018

 

  

Yaklaşık üç ay önce adım attığım ama esasen bir ay önce yerleşik düzene geçmemle başlayan Brüksel maceramla ilgili sürekli notlar biriktiriyorum. İş yaşamı, sosyal hayat, resmi makamlarla iletişim, yabancı dil öğrenme, farklı kültürlerin öncelikleri, hassasiyetleri, olaylara bakışı, ve daha bir çok şey...

 

Şehrin aynı zamanda Avrupa Birliği'nin başkenti olmasının aslında kimi zaman lütuf, kimi zamansa lanet olarak gördüğüm özel bir durumu var. İnsanlar burada yaşamayı Brüksel'in konforundan, güzelliğinden, doğasından, -havasından!!- dolayı değil de, esasen AB kurumları ya da onlarla birlikte çalışan diğer paydaşlarda deneyim kazanmak için tercih ediyorlar. 

 

Geçtiğimiz hafta başında AB kurumlarının işveren markası olarak konumlandırılmasıyla ilgili bir seminere katıldım. Avrupalı gençlerin kariyer seçimlerinde AB kurumlarının yerini ve etkisini ele alan bir etkinlik. 

 

Bilmeyenler için minik bir not, AB kurumlarında işe alım süreçleri bir hayli zorlu ve rekabetçi. Olmazsa olmaz kriterler:

 

-Üniversite eğitiminiz (Masterı olmayana neredeyse üniversite mezunu değilmiş gibi davranıyorlar)

-Farklı yabancı dillere hakimiyetiniz (Anadiliniz dışında en iki yabancı dilde sosyal ve profesyonel olarak iletişim kurabilmeniz) 

-Çalışmak istediğiniz alanla ilgili teorik ama daha önemlisi saha bilginiz (Burada staj deneyimleriniz, gönüllülük aktivitelerinize ve sivil toplumla ilişkilerinize bakılıyor)

 

Zorlu kısmı elbette yalnızca kendi ülkenizdeki yaşıtlarınızla değil, tüm Avrupa'dan gelenlerle aynı potada değerlendirilmeniz. 

 

Bu noktada da:

 

-Çok kültürlü ortamda çalışabilme,

-Takım içerisinde farklı kültürlerin hassasiyetlerine saygı gösterme,

- Stresle baş edebilme ve

- İşin kapsamı ne olursa olsun iyi iletişim kurabilme becerileri ekleniyor. 

 

Seminerde AB kurumlarının bu resmi, soğuk havasını yeni nesil gençler için nasıl daha çekici hale getiririz konusu da masaya yatırıldı ve İşveren Markası olabilmek için aşağıdaki kavramlar üzerinde yoğunlaşılmaya başlandığından bahsedildi:

 

Özgürlük (Freedom) - Çalışma koşullarında esneklik

Çeşitlilik  (Variety) - Kurumlar arası yatay ya da dikey geçişkenlik

İstikrar, tutarlılık (stability) - AB kurumları ve paydaşları için son dönemde en yaygın yöntem freelance istihdam ya da kısa süreli staj. Bu da gençlerin tutarlı bir kariyer sahibi olmasının ve sosyal güvenlik sistemine yeterli seviyede dahil olmasının önünde engel olarak çıkıyor.)

Bağ kurma (connection) - İstikrar olmayınca çalışan ve kurum arasında bağ kurma oranı düşüyor. Bunun artırılması hedefleniyor.

Katkı sunma (contribution) - İş verenin çalışanının kariyerine katkı sunması bekleniyor

Anlamlılık (significance) - Yapılan işin anlamının çalışan tarafından benimsenmesi 

Öğrenme ve gelişim (learning and growth) - Sürekli öğrenme ve gelişimin teşviki

 

Bu konuların tartışılması açıkçası hoşuma gitti. Çünkü her yıl on binlerce adayın AB kurumlarında çalışmak için kıyasıya mücadele ettiği bu ortamın yeterince sürdürülebilir olmadığının, artık yeni neslin farklı arayışlara yönelmeye başladıklarının farkına varmışlar. Umarım beklenen ilerleme kaydedilir. 

 

Etkinlikten çıktıktan sonra başka bir ülkeden, AB konularıyla alakası olmayan bir arkadaşımla sohbet ediyorduk. Ona seminerden bahsettiğimde bana şu soruyu sordu "Peki bunca hengamenin sonunda nasıl mutlu oluyor bu insanlar?"

 

Bir çırpıda yanıtlayamadım, zira ben de insanların nasıl mutlu olduklarını bilmiyorum. Çalışırken, kariyer değiştirirken hep bir anlam arayışından bahsediyoruz ama mutluluk bunun neresinde?

 

Mutluluğun ne olduğunu araştırırken karşıma konuyu bir çok perspektifte ele alan bir infografik çıktı. Akılda kalıcılık açısından hem  aşağıdaki görsele bakabilirsiniz hem de oradan derlediğim notlara:

 

1- Araştırmalar mutluluğun iki şeyin birleşimi olduğunu söylüyor: 

   Hayatınızdan ne kadar tatmin olduğunuz ve günlük bazda kendinizi ne kadar iyi hissettiğiniz

2- Her ne kadar insandan insana değişse de, genel olarak mutluluğun 

    Yüzde 40'ı düşünceleriniz, eylemleriniz ve davranışlarınızdan; 

    Yüzde 50'si genetik kodlarınızdan -yani kalıtsal olarak içe ya da dışa dönük olmanız, sakinliğiniz, farkındalığınız vs. özelliklerden, 

    Yalnızca yüzde 10'u olayların kendisinden kaynaklanıyor. Mesela ben mutluluğu minik olaylara bağlama eğilimindeydim genel olarak, yalnızca yüzde 10'dan bahsediyormuşum.

 

3-Tahmin edeceğiniz gibi mutluluğun parayla, maddi olarak sahip olduklarınızla doğrudan ilgisi yok -dolaylı olarak var ama 😃

 

4-Her ne kadar genetik kodların etkisi yüksek olsa da bilim insanları mutluluğun geliştirilebilir bir yeti olduğunu öne sürüyor. Mutluluk seviyenizi artırmanın yolları var: 

   - İyi, sağlıklı ilişkiler kurmak, ilişkilerinizi beslemek

   - Hayatınıza yeni deneyimler katmak

   - Birine yardım etmek

   - Sahip olduklarınıza minnettarlık duymak

 

6- Bana enteresan gelen ama bir yandan da haklı bulduğum önemli bir not daha: Hayatında önemli zorlukları atlatmış insanlar, atlamamış olanlara kıyasla daha mutlu oluyorlarmış.

 

Bu infografiği gördükten sonra tekrar düşündüm, bu insanları mutlu eden şey ne olabilir diye. Aklıma ilk gelenler şunlar:

 

  - Seminerde de bahsi geçen, Avrupa'nın geleceğini şekillendirmede paylarının olduğunu düşünmeleri -ki bu biraz yaptıkları işin anlamıyla karışabilir,

  - Sürekli farklı ülke ve kültürlerden insanlarla etkileşimde olma hali,

  - İşin ucunda en azından önemli bir kısmının kendi ülkelerine kıyasla daha iyi maddi koşullarda yaşamaları,

  - CV'lerine eklenecek Brüksel deneyiminin ileride kendilerine yol,su ve elektrik olarak geleceğini düşünmeleri.

 

Bunların bir kısmı benim için de geçerli elbette. 

 

Peki sizi işinizde mutlu eden noktalar neler ?

Bir sorum da özellikle kariyer değiştirenler için: Değişim öncesi ve sonrasında sizi işinizde mutlu eden şeylerde benzerlikler ve farklılıklar neler? 

Yorum ve mesajlarınızı bekliyorum!

 

 

 

 

 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Takip edebilirsiniz