November 4, 2019

October 15, 2018

May 28, 2018

Please reload

Son Yazılar

Başarının sırrı nerede?

January 22, 2018

 

Zihinlerimizin başarıyı; kişinin yalnızca zekasıyla, çalışkanlığıyla ya da bu ikisini dış dünyaya yansıtabilmesiyle alakalı olduğuna inandırma eğilimi var. Oysa kazın ayağı öyle değil. 

 

Tüm kariyerini insan davranışlarını ve performanslarını incelemeye adayan ABD'deki Stanford Üniversitesi profesorlerinden Carol Dweck'in araştırmalarından biri tam da bu konuyu ele almış. Araştırma, kişinin başarısında esas kriterin IQ'sunun değil tavır ve davranışlarının olduğunu ortaya koyuyor. 

 

Biraz daha detaya inelim. 

 

İnsan davranışları iki ana kategoriye ayrılıyor:

1-Fixed mindset (Kalıplaşmış zihin yapısı-Literatürde Varlık Özteorisi diye geçtiğini gördüm) 

2-Growth Mindset (Gelişim odaklı zihin yapısı- Gelişim Özteorisi)

 

Kalıplaşmış zihin yapısına sahip kişiye göre yetenekler ve yetiler doğuştan geliyor. Kişi kendini bu şekilde kabul ediyor ve değişmeyeceğine inanıyor. Bu bakış açısına göre kişi ya başarılıdır, ya da başarısız, ortası yok. Bu kişiler çoğunlukla tek bir tutkunun peşinden koşuyor ve etraflarındaki diğer gelişmeleri göz ardı eğilimi gösteriyor. Başarısız olunması halinde de suçu zeka ve yetenek eksikliğine bağlıyorlar. 

 

Gelişim odaklı zihin yapısına sahip kişiler ise çabayla ve emekle gelişebileceklerine inananlar. Ellerindeki malzemeyle en iyisini çıkarmaya çalışan, değer yaratanlar. 

 

Gelişim odaklı zihin yapısına sahip olanlar, IQleri yüksek olmasa da yeteneklerinin ve yetilerinin gelişebileceklerine inandıklarından daha iyi performans sergiliyorlar. Çünkü zorlukları göğüslemeye, karşılarına çıkan engelleri fırsatlar için öğrenme yöntemi olarak görebiliyorlar. Yani tavır ve davranışları onları kendilerinden daha zeki insanlardan daha iyi konuma getirebiliyor. 

 

Bir çok yerde duyacaksınız, Dweck de bunun altını çiziyor araştırmada:

 

Kişinin başarılı olması, başarısızlıklarla ve zorluklarla nasıl baş ettiğine bağlı.

 

Başarısızlık karşısında gelişim odaklı zihin yapısına sahip olanlardaki hakim bakış açısı "Yaptığım şey bu kez işe yaramadı. Ama ne de olsa ben problem çözmede ustayım, o yüzden başka bir şey deneyeceğim" şeklinde oluyor.

 

Kendinizi hangi zihin yapısına daha yakın tutuyorsunuz bilmiyorum ama hayatınızda bir değişim istiyorsak, her şeyden önce zihnimizi esnetmeye başlamak; zeka ve yeteneklerimize bel bağlamanın ötesinde çabayla ve çok çalışarak ne yapabiliriz ona odaklanmak şart.

 

Mükemmel iş yok!

 

Hepimiz tutkularımızın peşinden koşmak, yoksa da bir tutku yaratmak, bizi maddi manevi doyuran, mutlu eden işlere sahip olmak istiyoruz, kabul. Ama unuttuğumuz bir şey var ki, o da bunun biraz klişe ve gerçek dışı olduğu.

 

Özellikle yaşıtlarımızda bu yanılgının ne kadar yaygın olduğunu görüyorum, yanılgının yarattığı hayal kırıklığını da. İstisnalar elbette var ama genele kıyasla çok az.

 

Son dönemde başarıyı nasıl tanımlamak gerektiğine kafa yoruyorum, sizlerle de paylaşıyorum, biliyorsunuz. Geçtiğimiz hafta Benjamin Hardy'nin bir yazısına denk geldim ve orada paylaştığı fikre bayıldım:

 

"Yaptığınız her ne ise onu en iyi şekilde yapıp, sahip olduğunuz yetileri başkalarının ihtiyaçlarını karşılayacak, onlara fayda sağlayacak bir formata oturttuğunuzda başarı kaçınılmaz olarak geliyor." 

 

Aynı yazıda Cal Newport isimli yazarın So Good They Can't Ignore You isimli kitabından da bahsediliyordu. Ben de not ettim kenara.

 

Newport, tutkusunu destekleyen bir işe sahip olmak isteyen insanların esas sıkıntısının, dünyaya ne verebileceklerinden ziyade dünyanın onlara ne verebileceğine odaklanmaları olduğunu söylüyor. Tabii bunun yanlış bir bakış açısı olduğunu da ekliyor.  

 

Doğru ve mükemmel bir iş yok, ama yapmaktan keyif alacağınız işlere kavuşmak mümkün. Nasıl mı?

 

Öncelikle gelişim odaklı bir zihin yapısına doğru geçişe zemin hazırlamak lazım. 

 

Sonrasında da Newport'un önerilerine kulak verebilirsiniz:

 

-Çevrenizin ve dünyanın neye ihtiyacı var buna biraz kafa yorun. 

-Sahip olduğunuz yetenekler ve yetiler arasında bu ihtiyacı karşılayacak olanlar var mı, bakın. 

-Eğer yoksa o yetileri kazanmak için çabalayın. (Bu yetilerin özgün olmasına gayret edin. Yani herkesin yapabildiği şeylere sahipseniz şansınız yine biraz daha düşüyor. )

-O yetilerde iyi olmak için çok çalışın.

-Öğrendiklerinizi uygulamaya yani pratiğe geçirecek fırsatları kollayın.

 

Buradaki mantık şu aslında; zaman içinde yaptığınız işte daha iyi oldukça özgüveninizin arttığını hissedeceksiniz. Özgüveniniz arttıkça yaptıklarınızdan daha fazla keyif almaya başlayacaksınız. Uzmanlaştıkça, özgüveniniz arttıkça, keyif aldıkça, tutkunuz arttıkça sanki bu iş sizin için yaratılmış olduğunu farkedeceksiniz.

 

Sonuç olarak, 

 

1- Bir alanda başarılı olmanızın zekanızla pek bir ilgisi yok. Bunu ben değil, bilim insanları söylüyor .😃

2- Özellikle kariyer değişimi planlıyorsanız kalıplaşmış zihin yapısından sıyrılıp daha gelişim odaklı bir bakış açısına geçiş yapmak gerekiyor.

3- Dünyada mükemmel iş diye bir şey yok. O işi sizin yetileriniz ve onun üstüne inşa ettiğiniz tutku size hissettiriyor.

4- Bir tutkunuz yoksa endişe etmeyin, yetilerinizi çevrenizin ve dünyanın ihtiyaçlarına göre şekillendirdiğinizde o sizi takip ediyor.

5- IQ'nuz ya da yüksek özgüveniniz değil, bol çalışma, çaba ve doğru tavırlar sizi başarıya götürüyor.

 

Yakında nefis bir hikayeyle buluşturacağım sizi. Biraz heyecanlıyım açıkçası. 

 

Güzel bir hafta geçirirsiniz umarım.

 

PS: Görsel Brüksel'in biraz dışındaki Genval'den. "Havanın tadını çıkarın, akıp gidiyor" gibi bir anlamı var. Temps aynı zamanda "zaman" anlamına da geliyor, o yüzden bir yabancı olarak hangi anlamda kullanıldığından emin olamadım :)

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Takip edebilirsiniz