November 4, 2019

October 15, 2018

May 28, 2018

Please reload

Son Yazılar

Hayatınızı nasıl ölçersiniz?

December 18, 2017

 

 

Kendime sürekli hatırlatmaya çalıştığım, ara ara ProjectPost30'da da bahsettiğim konulardan biri başarı kavramıyla ilgili içine düştüğümüz yanılgı.

 

Doğduğumuzdan bu yana ailelerimizden başlayarak, bizi yetiştiren öğretmenlerimize, iş arkadaşlarımızdan, patronlarımıza kadar hemen herkesin zihnindeki genel geçer kalıplara göre yaşamayı düşe kalka sürdürüyoruz. Ta ki bu durum ilerleyen yaşlarda bize kimi sorunları yol, su ve elektirik olarak çıkarmaya başlayana kadar.

 

Kişinin kendini daha iyi tanıması ve anlamasıyla yaşanan süreçlerden biri bireysel başarı kriterlerini belirleyebilmesi. Bunun en büyük artısı ne diye sorarsanız, herhangi bir başarısızlık anında yine kendi kurallarınız içerisinde, kendi sorumluluklarınız çerçevesinde hareket edebiliyor olmanız. Kişinin kendi sorumluluğunu alabildiği her noktada hayatla baş etme kapasitesi ve gücü artıyor. Zira başkalarının tanımlarıyla yaşadığınız hayatlarda başarısızlığın üstünüze bindirdiği yük de bir o kadar ağır oluyor. Daha fazla mutsuzluk, huzursuzluk, içe kapanma vs...

 

Başkalarından beslenerek hayatımıza adapte ettiğimiz bir başka durum ise kendimize olan güven. Dün bir arkadaşımla bu mevzuları yatırdık masaya. Çevremizdeki insanların bizleri değerli hissettirmesiyle, sürekli takdir ve tebrik etmesiyle, iltifatlarıyla kendimizi bir yere koyuyoruz. Özgüvenimizi başkalarından aldığımız değerle bütünüyle tanımlamanın da tıpkı başarıya yüklenen anlamlar kadar sorunlu olduğunu düşünüyorum. 

 

Çünkü her iki durum kavram da dış dünyanın tepkileriyle şekillendiğinde farklı bir bağımlılık halini alıyor. Sürekli daha fazlasını istiyor, yaptığınız her işte birinin takdirine, beğenisine ihtiyaç duyuyorsunuz. Onu göremediğinizde, övgü almadığınızda "Nerede yanlış yaptım", "Neden bu kez yeterince beğeni alamadım" vb. düşüncelerle beyninizi kemirip duruyorsunuz. Bir konuda dışarıdan aldığınız ufacık bir eleştiri bile dünyanızın kararmasına neden oluyor.

 

Kimisi buna "hırs" diyor, yani hırslı olduğunuz için sevinci de üzüntüyü de daha yoğun yaşadığınız düşünülüyor. Bense buna "iç huzursuzluk" ve "dengesizlik" diyorum.  

 

Peki başka bir dünya mümkün değil mi? 

 

Elbette mümkün. Bir kere başarısız olmanın da, özgüvenimizin zedelenmesinin de hayatın olmazsa olmazları arasında olduğunu hatırlamamız gerek.

 

Şu zamana kadar ben de bir çoğumuz gibi büyük ölçüde çevremdeki insanlardan aldığım takdir ve beğeniyle yaşamayı seçtim. Hatta hala etkisi devam ediyor. Geçmişten tek farkı, son dönemde böyle yaşadığımın bilincinde ve farkında olmam ve bundan rahatsızlık duymam. Ne övgü ve beğeninin, ne de eleştirinin etkilerini uç noktalarda yaşamamaya çalışıyorum artık. Kendi değişim serüvenim aynı zamanda önemli bir özgüven ve başarı sınavı.

 

Peki neyi, nasıl yapıyorsun diye sorabilirsiniz. En basit ve masrafsız yöntemin her zamanki gibi günlük tutmak olduğunu söyleyebilirim. Kendi özelimde tüm endişelerimi, zayıflıklarımı önce kendime itiraf ediyorum, daha sonra yeri gelirse bunları dış dünyayla da paylaşıyorum. Kendi kurallarınızı ve bakış açınızı başkalarıyla paylaştığınızda, insanların size yaklaşımındaki değişimi net biçimde görebiliyorsunuz.

 

Bununla birlikte gerek iş, gerek sosyal hayatınızdaki ilişkilerin farklı bir dengeye kavuştuğunu farkediyorsunuz. 

 

Ayrıca okuma yapmak da çok işe yarıyor. Clayton Christensen'ın How will you measure your life? (Hayatınızı nasıl ölçersiniz?) kitabıyla başlayabilirsiniz örneğin.

 

Elbette sizin yöntemlerinizi de duymayı çok isterim. 

 

Siz kendi kurallarınızı ve kriterlerinizi nasıl belirliyorsunuz, hayatlarınızı nasıl ölçüyorsunuz?

 

PS: Görsel Daria isimli çizgi filmdeki Jane Lane karakterinden. Altyazıda "Aslında bir şeyi başardım. Yani yataktan kalkmaktan başka bir şeyi."

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Takip edebilirsiniz
Please reload

Tagle arama yapın