November 4, 2019

October 15, 2018

May 28, 2018

Please reload

Son Yazılar

Terzi kendi söküğünü neden dikemez?

November 27, 2017

Yazıya bu başlığı atmamın iki nedeni var aslında.

 

İlki, hafta içinde bir sohbet sırasında bu sözün İngilizcesi'ni duymuş olmam:

 

"The shoemaker's son goes barefoot" (Ayakkabıcının oğlu yalın ayak dolaşır)

 

Anlamı tanıdık olsa da, başka bir kültürde bambaşka bir kontekste duyunca her zamanki Gökşen tepkilerimden birini verdim haliyle. Bilmeyenler için: Göz bebeklerimin fal taşı gibi açılmasına eşlik eden şapşal bir sırıtış hali :) Vaziyet öyle olunca, karşımdaki kişi "Hayırdır, noldu?" diye sormaktan kendini alamadı. Durumu anlatınca da güldük, geçtik. 

 

Bu başlığı atmamın ikinci nedeni ise, sizlerden dinlediğim hikayelerden ya da aldığım yorumlardan hareketle bir çok kişiye ulaştığım, onların hayatınlarına olumlu dokunuşları olduğunu bildiğim ve gördüğüm ProjectPost30'un benim hayatıma yeterince dokunamadığını farketmem ve hayal kırıklığı yaşamamdı.

 

Şöyle özetlemeye çalışayım: 

 

Hayatta yaşadığımız tüm değişim ve dönüşümler elbette öyle kolay gerçekleşmiyor. 

 

Değişime karar vermek başka, hayata geçirmek bambaşka çabalar ve özveriler gerektiriyor.

 

Değişimi hayata geçirdikten sonra karşı karşıya kaldıklarınızsa sizi bambaşka bir boyuta taşıyor. Daha doğrusu taşıyormuş .

 

Geçtiğimiz hafta başında, uzun zamandır hissetmediğim bir huzursuzluk haline girdim. 

 

Katıldığım onca etkinliğe, tanıştığım onca insana, tüm sevdiklerimle iletişimde olmama rağmen içimi bir yalnızlık duygusu kapladı. 

 

Buna Türkiye'deki işlerimin bir kısmının devam etmesi nedeniyle hem oradaki hayatı, hem de buradaki düzeni bir arada götürmenin yarattığı stres eklendi.

 

Yetmezmiş gibi, iş yerinde giderek artan beklentiler, yüklenen sorumluluklar yüzünden üstüne bir tutam başarısızlık korkusu serpildi.

 

Sevdiğim iş ortamında, sevdiğim insanlarla, sevdiğim işleri yapmak isterken, bir süre sonra yeterince sevemeyecek miyim acaba endişesi tüm zihnimi kapladı anlayacağınız. 

 

Tüm bunlara bir de hemen her gün kapalı giden hava ve hafiften hastalık belirtisinin eklenmesi de işleri kolaylaştırmadı tabii. 

 

Sanat yaşamla buluşunca

 

Sonra hafta içinde bir davete katıldım. Hatta o gün içinde o kadar bunalmış hissetmiştim ki, gidip gitmeme konusunda büyük ikileme düşüp, sırf eve giderken yolumun üstünde diye son dakikada uğrama kararı aldım. İyi ki de gitmişim.

Medikal teknoloji alanında faaliyet gösteren şirketleri temsil eden  MedTech Europe isimli derneğin "Yaşamın Sanatı-Medikal Teknolojiler Yaşamla Buluşunca" (Art of Life- When MedTech Meets Life) temalı daveti. Etkinlikte, medikal teknolojilerin insanın hayat kalitesini nasıl artırabileceğini göstermek amacıyla protez organlarla yaşayan ve hayatlarındaki sanat tutkusunu kaybetmeyen sanatçıların performanslarını izleme imkanım oldu. Aralarında müzisyenler de vardı, dansçılar da. 

 

 

Davetten çıkan mesaj elbette şu oldu: Hayatınızda karşınıza çıkan her zorluk için bir çözüm var. Sonuç olarak içinizde bir işi başarmaya yönelik tutku barındırıyorsanız, öyle ya da böyle ilerliyorsunuz; bu durum herhangi bir uzvunuzu kaybetseniz dahi böyle.

 

Etkinliğin hemen ertesi günü size daha önce de bahsettiğim podcastlerinin takipçisi olduğum Tim Ferris'in yeni kitabına konuk olan, Kyle Maynardla söyleşisine denk geldim. Fiziksel engellere rağmen insanların hayatta neler başarabildiğini görmek insanın kendisine çeki düzen vermesine büyük fayda sağlıyor.

 

Neden kendi söküğümü dikemiyorum?

 

Sonra peki ben neden kendi kendimin ilacı olamıyorum onu düşündüm. Aylardır sohbet ettiğimiz; tanıdığım, tanımadığım her insandan bu değişim ve dönüşüm süreciyle ilgili o kadar çok şey dinliyorum, öğrendiklerimi binbir platformda paylaşmaya çalışıyorum ki. Buna ek olarak başka insanlardan, paylaştıklarımın kendi hayatlarına nasıl dokunduğunu anlatan mesajlar alıyorum. Peki ben neden kendi söküğümü dikemiyorum ?  

 

Biraz düşününce iki cevabım olduğunu farkettim.

 

İlki, ProjectPost30 özelinde kendimi yalnızca bir kolaylaştırıcı ya da hikaye anlatıcı olarak konumlandırmam.  Sanırım bunun rahatlığıyla öğrendiklerimi doğrudan hayatımda uygulama kısmına yoğunlaşmayı hiç düşünmedim bile.

 

İkincisi ve bence daha acı olan neden ise, kendimi kandırdığımı farketmem. Tüm dinlediklerimden çıkardığım notları, dersleri çeşitli vesilelerle tekrar ettiğim için içselleştirdiğimi sanıyordum bunca zamandır. Oysa insan hiçbir şeyi bizzat yaşamadan gerçekten içselleştiremiyor.

 

Not dead, can't quit!

 

Gerçek hayat ne bizim yazdığımız, ne de sohbetini yaptığımız şekilde ilerliyor.

 

Kimsenin hevesini, heyecanını kırmak değil elbette niyetim. Dinlediklerimizden ve okuduklarımızdan etkilenmek, ilham almak ve hatta sonucunda cesaret göstermek elbette çok önemli. Hatta en önemli adım belki de. Ama sonrasında karşınıza çıkanlarla baş etme gücünü kendinizde bulmak için çabalamak da en az cesaret etmek kadar önemli.

 

İstediğiniz kadar sevdiğiniz iş dallarına geçiş yaptığınızı düşünün, esas mücadele o geçişi yaptıktan sonra onu içselleştirirken ve kendinize kendinizi kanıtlamaya çalışırken yaşanıyor.

 

O kağıt üstünde ya da kulağımıza çalınan zorluklar gerçek hayata yansıyınca insan ne denli kırılgan olduğunu anlıyor. Sonuç olarak kendimizi toparlayacak güç yine bizde saklı.

 

Canımın içi Anais Nin'in çok sevdiğim bir sözü var, dün tekrar karşıma çıktı:

 

"Hayat herkesin cesaretiyle orantılı şekilde küçülür ya da genişler" (Life shrinks or expands in proportion to one's courage)

 

Bununla bağlantılı olduğunu düşündüğüm Fince bir kelime de var, yeri gelmişken paylaşayım : Sisu 

 

Sisu, çok çabalamanın ardından sınırlarınızın sonuna ulaştığınızı düşündüğünüz halde, çabalamaya devam etmenizi sağlayan zihinsel güç  demek. Adamların kısacık kelimeye yüklediği anlama bakınız!

 

Bu hafta böyle drama queen şeklinde serzenişte bulunduğuma bakmayın. Tabii ki sınırlarımın sonuna falan ulaşmış değilim, daha ne gördüm ki! Ayrıca ne demiş büyükler "Not dead, can't quit!" ("Ölü olmadığına göre, bırakamazsın" şeklinde çevirmiş olayım)

 

Sadece sizlerden öğrendiklerimi kendi hayatımda uygulamak için biraz daha çaba sarfetmem gerektiğini farkediyorum.

 

Ayrıca çok şanslıyım ve minnettarım ki, huzursuzluğa düştüğüm her anda karşıma başka güzellikler çıkıyor.

 

Onlardan biri de bu haftasonu söyleşi yaptığım konuğumdu. Hikayesini yakında sizlerle paylaşacağım. Bana bir anda nasıl ışık olduğunu da ...

 

Ayrıca yabancı konuklar da yavaş yavaş gelecek. Sanırım sitenin İngilizcesini hazırlamaya başlamam lazım. 

 

Bu haftalık benden bu kadar!

 

Haftaya tekrar görüşmek üzere!

 

 

 

 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Takip edebilirsiniz