November 4, 2019

October 15, 2018

May 28, 2018

Please reload

Son Yazılar

Kendi tanımladığınız başarının keyfini çıkarın

November 13, 2017

 

Sanırım hayatımın `en bilinçli` farkındalığını yaşadığım dönemden geçiyorum.

 

Geçtiğimiz hafta bahsettiğim değişikliği bundan bir kaç sene önceki ben yaşıyor olsaydı bambaşka hisler içinde olurdu ve muhtemelen bambaşka şekilde hareket ederdi.

 

Neden bahsettiğimi ilerleyen günlerde biraz daha açacağım, şimdilik sadece gözlemlerimden notlar biriktiriyorum. Yaşamaya başladığım ve çalıştığım ortamı daha iyi anlamaya ve yavaş yavaş sindirmeye çalışıyorum. 

 

Tez canlılığım ara ara kendini gösteriyor, bir an önce oryantasyon bitsin de sahalara çıkayım istiyorum :) 

 

Hafta içerisinde beni etkileyen iki şeyden bahsedeceğim sadece bugün sizlere.

 

Geçtiğimiz akşam şu anda kaldığım evdeki yabancı arkadaşlarımdan biriyle birşeyler içmek için dışarı çıktık. Sohbet sırasında hayatındaki sorunları ya da sevinçleri paylaşabileceği kimsesinin olmadığından bahsetti. Ne bir aile bireyi, ne bir dost. Yeni bir yere geldiği için bu yalnızlık hissiyatı her zamankinden daha da rahatsız etmiş belli ki. Detayları dinletikçe gözlerim doldu. Onu daha iyi hissettirmek için ne yapacağımı şaşırdım hatta.

 

Ama bunun ötesinde kendi hayatım için minnettar olmam gerektiğini gördüm bir kez daha. Yalnızca tek bir telefonla yanımda olabileceğini bildiğim bir ailem, dostlarım olduğu için. Acaba yeterince farkında değil miyim diye düşündüm. Tüm sevdiklerimle sürekli iletişim halindeyiz, her zamanki gibi. Çok derin mevzuları da konuşuyoruz, havadan sudan meseleleri de. Dünyanın neresinde olursak olalım birbirimize sırtımızı yaslayabileceğimizi hissettirebiliyoruz. Ya da en azından ben böyle hissediyorum. Bunun ne kadar değerli olduğunu insan özellikle sevdiklerinden fiziksel olarak uzak kaldığında anlıyor. Tek başınalık da güzel ama istediğiniz an sevdiğiniz birinin sesini duyabilmek daha da güzel. Başkasının buna sahip olmadığını gördüğünüz noktada kıymetini çok daha iyi anlıyorsunuz. 

 

Bu hayatımızdaki tüm değişimler için geçerli. Burada paylaştığım hikayelerin tamamında sevdiklerinizin ne şekilde destek olduğunu sormaya gayret ediyorum. Yaptıklarımızda sürekli destek göremesek de zor durumda yanımızda olacaklarını bilmek çok değerli. Hatta bu konuya özgü son konuğum Ece'yle ayrı bir seans daha yapalım istiyoruz :)

 

Bu hafta beni etkileyen ikinci mevzu biraz daha farklı ama en az ilki kadar önemli.

 

Değişiklik serüvenimden haberdar olan tanıdıklarım son günlerde benim adıma  duydukları sevinci en içten şekilde dile getiriyorlar. Harika bir duygu,  inkar edecek değilim. 

 

Ama ortada beni inceden rahatsız eden bir durum da var.  Bundan sonrasını umarım doğru cümlelerle ifade edebilirim.

 

Verdiğimiz bir karar ya da attığımız bir adım için hangi süreçlerden geçtiğimizin, karşılığında nelerden feragat ettiğimiz ya da edemediğimizin bilinmediği durumlarda bir başkasının bize "başarılı" ya da "başarısız" madalyasını takması garip geliyor. 

 

Bir insanın başkaları tarafından başarılı addedilmesi önemsiz diyemem, elbette bir anlamı var ama o anlamın çok büyütülmemesi gerektiği taraftarıyım. Ya da şöyle söyleyeyim, bu büyütme hissinden kurtulmaya çalışıyorum. 

 

Çünkü "başarıyı" başkalarının normlarına göre bir yere oturttuğunuzda işler karışıyor ve kendinizi çoğu zaman olmak istediğinizden farklı bir yerde konumlandırmak zorunda kalıyorsunuz. 

 

Takdir görmek, güven vermek, statü sahibi olmak, güzel paralar kazanmak... Bunlar bir noktada güzel şeyler, kabul.  Ama insanı tek başına mutlu edebilecek unsurlar değil. Bunların karşılığında az para kazanmak, statünün önemsiz olduğu işler yapmak veya herhangi bir işte tutunamamak vs. de başarısızlık ve mutsuzluk sinyali olarak görülmemeli. 

 

Geçenlerde beni "multipotentialite" terimiyle tanıştıran Emily'nin bir yazısına denk geldim, tam da bu konuya değinen. Mutluluk için iç huzura kavuşmamız önemli, iç huzura ulaşmak için tüm finansal gerekliliklerimizi de bir kenara atamayız tabii diyor Emily.  Öte yandan benim de düşündüğüm gibi, kimsenin başarısını ya da başarısızlığını sadece maddi göstergelerle değerlendirmeye çalışmamamız gerektiğinden bahsediyor.  Para, statü vs.. elbette mutlu bir yaşamın kapıları için anahtarlar olabilir ama tüm kapıları da aynı anahtarla açamıyorsunuz. 

 

Kendi adıma başarıyı nerede, nasıl hissettiğimi söyleyebilirim. 

 

Yaptığım işlerle farklı kişileri, kurumları bir araya getirip, kazan-kazan durumu yaratacak ortaklıklar yaratabildiğimde başarılı hissedip, mutlu oluyorum. Bir kişinin ya da kurumun ihtiyacını karşılayacak bir çözüm sunabildiğimde, o kişinin hayatına, işine bir artı değer kattığımda. Bunun için dünyanın neresinde olduğumun hiçbir önemi yok. 

 

Sevdiğim şeyleri yaptığımda üstüne bir de para kazanıyorsam daha da mutlu oluyorum tabii :)  Ama kazanmadığım zaman aldığım haz da benim beynimi ve kalbimi doyurabiliyor. O haz beni daha motive ettiğinden ister istemez daha çok çalışıp, karnımı daha fazla doyuracak formatı yakalıyorum, en azından şu zamana kadar işler böyle devam etti. Yumurta-tavuk meselesi anlayacağınız : )

 

Size naçizane önerim başkalarının başarı ve başarısızlık tanımı üstünden kendinizi tanımlamayın. Kendi standartlarınızı belirleyin. O standartlara ulaşan kendinizi takdir edin ve sevin.

 

Geçtiğimiz hafta hikayelere biraz ara vereceğimden bahsetmiştim. Bu hafta ne yazık ki paylaşacak bir söyleşim yok ama harika bağlantılarla yakında başka sürprizlerle karşınıza çıkacağımın müjdesini verebilirim. Dünyanın binbir yerinden ulaşan destek vermek isteyen ne kadar güzel insanlar var. Benim dünyamda başarının bir başka karşılığı da bu sanırım. 

 

Sahiden iyi ki varsınız !

 

PS: Şu sıralar Stoacı yaşamla ilgili şeyler okumaya merak saldım, ilginizi çekerse bir önerim var: How to Be a Stoic: Using Ancient Philosophy to Live a Modern Life

 

PS2: Yazıya eşlik eden görsel Brüksel'in Uccle bölgesindeki Cambre Ormanı'ndan. Bana yukarıdaki kitapta da bahsi geçen Dante'nin İlahi Komedya'sındaki şu dizeleri hatırlattı (Cehennem 1. Kanto)

 

Yaşam yolumuzun ortasında
karanlık bir ormanda buldum kendimi,
çünkü doğru yol yitmişti.

 

Ah, içimdeki korkuyu
tazeleyen, balta girmemiş o sarp, güçlü
ormanı anlatabilmek ne zor!

 

Öyle acı verdi ki, ölüm acısı sanki; 
ama ben, orada bulduğum iyilikten söz edeceğim,
gördüğüm, başka şeyleri söyleyeceğim.

 

Oraya nasıl girdiğimi bilemeyeceğim,
öyle uykum gelmişti ki,
doğru yolu bırakıp gittiğimde.

 

Ama yüreğimin içine
korku salan vadinin bittiği
tepenin eteğine geldiğimde

yukarı çevirdim gözlerimi,
omuzlarını gördüm onun, herkese her yerde
yol gösteren gezegenin ışınları içinde.

 

O zaman biraz dindi,
o sıkıntılı gecede
yüreğimin gölüne çöken korku.

hâlâ kaçmakta olan ruhum
kimseyi sağ bırakmayan geçide
bakmak için döndü geriye.

 

Yorgun bedenimi biraz dinlendirince
ıssız kıyıda yürümeye koyuldum yine,
sağlam basan ayağım hep daha geride.

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Takip edebilirsiniz