November 4, 2019

October 15, 2018

May 28, 2018

Please reload

Son Yazılar

Arianna Huffington'la benzerliğimiz

October 23, 2017

 

ProjectPost30'un podcast formatında olmasının birinci nedeni benim söyleşileri deşifre etmedeki üşengeçliğim, kabul. Ama bir başka neden var ki, o da podcast dinlemeye zaten bayılıyor olmam.

 

Toplu ulaşımdayken, yürürken, evdeyken, bazen tam odaklanmış, bazense başka işlerle meşgulken kulağıma müzik yerine radyo programı ya da podcast formunda söyleşilerin çalınması hoşuma gidiyor. Bu konuda yalnız olmadığımı da biliyorum. 

 

Dinlediğim podcastler son dönemde üç kategoriye ayrılıyor:

 

1- Mindfulness (Farkındalık) ağırlıklı uygulamalar ya da söyleşiler

2- Yabancı dil öğrenimi ve pratiği için yararlandığım kaynaklar

3- Otobiyografik söyleşiler

 

Otobiyografik söyleşiler içeren podcastler arasında ise favorim Tim Ferriss'in sunduğu show. Tim Ferriss kimdir derseniz, bu linki inceleyebilirsiniz. Özetlemem gerekirse; girişimcilik ekosisteminde hatrı sayılır bir üne sahip; kah yatırımcı ve yönetim danışmanı, kah yazar olarak karşımıza çıkan; iş, sanat ve spor camiasındaki sıkı dostluklarını showuna taşıyan renkli bir karakter.

 

Podcast showunda, her hafta farklı bir alandan ünlünün hayat hikayesini, bu kişilerin uzmanlık kazanma yolunda attıkları adımları, inişleri, çıkışları dinleyebiliyor ve önerilerini alabiliyorsunuz. 

 

Geçtiğimiz perşembe günü Tim'den gelen e-mailde konuğunun Arianna Huffington olduğu yazıyordu. 

 

Huffington Post'un yaratıcısı, son dönemde Mindfulness temasındaki online yayın yaptığı Thrive Global isimli girişimiyle de anılan Arianna Huffington, nedense yıllardır hiç ilgimi çekmeyen bir karakter oldu. Sanırım bu ilgisizliğimin esas nedeni kendisinin internetteki sert, acımasız ve kibirli insan algısı yaratan görselleri 😃  

 

Eğer vaktiniz olursa yaklaşık 1 buçuk saat uzunluğundaki söyleşiyi dinlemenizi kesinlikle öneririm. 

 

Hayatını dinleyince haklılık payımın olduğu noktaları farkettim tabii ama, yine de önyargılarımı kıracak yanları olduğunu da gördüm. Hatta kendisiyle ortak bir noktamız olduğunu farkedince de şaşırdım.

 

Mesela ikimiz de aynı nedenle Roma İmparatoru Marcus Aurelius'a hayranlık duyuyormuşuz.

 

Marcus Aurelius Roma İmparatorluğu'nun Altın Çağı'nın simgesi olarak addedilen dönemde (MS 161-180 yılları arasında) tahtta kalmış bir İmparator. Onu benim açımdan özel yapansa orjinal adıyla "Ta eis heauton", İngilizce'de "Meditations", bizde ise "Kendime düşünceler"olarak çevrilen eseri. 

 

Bu eserde Marcus Aurelius, yaşamın bütününe bakarak; iyi bir insan, iyi bir yönetici olmaya yüklediği anlamları kendine notlar şeklinde paylaşıyor. Eğer yanlış görmediysem 47 yaşındayken kaleme alıyor tüm bunları.

 

Aurelius aynı zamanda Stoacı felsesefenin önemli temsilcilerinden biri. 

 

Kitabı ilk kez bir kaç yıl önce İngilizce okumuştum.  Arianna'nın söyleşisinde denk gelince bir kez daha, hem de bu kez Türkçesi'ni bulup okuduktan sonra taşlar biraz daha yerine oturdu. 

 

Arianna'yla ortak olduğunu düşündüğüm nokta  aslında Aurelius sevgimizden çok, neden sevdiğimiz. Söyleşinin bu kısmında, adeta deja vu yaşadım. 

 

İnzivaya çekilmiş ve dünyadan kopmuş bir halde bilgeliklerini paylaşan insanlara kıyasla (burada bir çok keşişe, guruya taş atıyoruz haliyle :) ) , "arenada" yani sahada olan; fiziksel savaşlarla, ihanet ve aldatmalarla, entrikalarla dolu yaşama sahip bir liderin paylaştığı bilgeliğin kendisine daha yakın geldiğinden bahsediyor.

 

Elbette hayatlarımızı Aurelius'la kıyaslamanın imkanı yok ama, hepimiz öyle ya da böyle bir hayat savaşı içinde değil miyiz  😃 

 

Neyse, bugün sizlerle "Kendime Düşünceler"den bazı notlar paylaşacağım, özellikle kariyer ya da hayatınızdaki herhangi bir dönüm noktası ya da değişim sürecinde size yol gösterici olacağını düşündüğüm türden notlar. Hayatımın önemli bir değişim ve dönüşüm içinde olduğu şu günlerde bana bir kez daha ilaç gibi geldi. Umarım sizi de en az benim kadar etkiler:

 

Amacınızı keşfetmenin peşindeyken...

 

"Evrenin varlığını bilmeyen, kendisinin de nerede olduğunu bilmez. Evrenin hangi amaçla var olduğunu bilmeyen, dünyanın ne olduğunu bilmediği gibi, kendisinin kim olduğunu da bilmez. Bu sorunların yalnızca birini bile geçiştiren kişi, kendisinin ne amaçla doğduğunu da bilmez. Peki, ama kendisinin nerede ya da kim olduklarını bilmeksizin, alkışlayanların övgüsünden kaçan ya da onun ardına düşen kimse hakkında ne diyeceksin?"

 

"Söylediğin her sözcüğü tart; attığın her adıma dikkat et. Verdiğin her kararın ne gibi sonuçları olacağını düşün. Bu ikinci durumda, amacın ne olduğunu daha başından gör; birinci durumda ise sözcüklerin ne anlama geldiğine dikkat et."

 

Değişim içindeyken...

 

"Bir şeyi başarmak sana zor geliyorsa, bunun insan yeteneğini aşan bir şey olduğunu düşünme hemen; tersine, bir şey olanaklı ve insanın yapabileceği bir şeyse, senin de onu başarabileceğini düşün."

 

"Gelecek için kaygılanma; çünkü varman gerektiğinde varacaksın oraya, şimdi yararlandığın usu da birlikte götürerek."

 

"Başaracağını sanmadığın şeyleri de yap. Çünkü sol el de, alıştırma yapmadığı için başka her şeyde yetersiz olmasına karşın, sürekli alıştırma sayesinde dizginleri sağ elden daha güçlü kavrar."

 

Sevdiğiniz işi bulduğunuzda...

    "Yapmakta olduğun şeyi gerçek bir Romalı'ya ve gerçek bir insana yaraşır biçimde, azimle, gösterişten uzak, titiz bir ciddilik, özen, özgürlük ve doğrulukla yapmaya çalış; kendini tüm öteki uğraşlardan kurtar; her edimi, yaşamının en son edimiymiş gibi yaparsan, bunu başarırsın; her türlü hafiflikten sakınarak, mantığın kuralından sapmaksızın, ikiyüzlülükten, bencillikten, yazgının sana getirdiği her şeyden hoşnutsuzluk duymaktan kaçınarak."

     

    İşler yolunda gitmediğinde...

     

    “Ben ne şanssızmışım ki, bu utanç verici olay başıma geldi!” Tam tersi. “Ne şanslıyım, çünkü başıma gelen utanç verici şeye karşın, yılgınlığa kapılmıyorum, ne şimdiki zaman eziyor beni, ne gelecek ürkütüyor.” Bu tür bir şanssızlık aslında herkesin başına gelebilir, ama herkes yılgınlığa kapılmamayı başaramaz. Öyleyse, neden, bu bir şanslılık değil de, şanssızlık olsun?

     

    "Yaşama sanatı, bir dansçıdan çok, bir güreşçinin sanatı gibidir; art arda gelen darbeleri, önceden sezinlenemeyenleri bile, ayaklarının üstünde sıkıca durarak savuşturmaya hazır olmak gerekir."

     

    "Yaşamını bir bütün olarak düşünüp kaygılanma. Geçmişte başına gelen, gelecekte de gelecek olan birçok çeşitli sıkıntıyı hep bir arada düşünme, karşına çıkacak her sıkıntı için kendi kendine şunu sor: “Bunda dayanılmaz, katlanılmaz olan ne var?”. Yanıtın yüzünü kızartırdı! O zaman canını sıkan şeyin, gelecek ya da geçmiş değil, şimdiki zaman olduğunu anımsat kendine. Sıkıntını soyutlar, kendi başına alındığında ona katlanamayacağını düşündüğü zaman zihnine kızarsan, böylesine sınırlar içine sıkıştırıldığından sıkıntının gücü azalacaktır."

     

    "Bir etkinliğin, bir girişimin, bir yargının sona ermesi, bir duraklama, bir tür ölümdür, bir kötülük değildir. Şimdi örneğin yaşamın çeşitli dönemlerini düşün, çocukluk, ergenlik, gençlik, yaşlılık: bunlarda da her değişiklik bir ölümdür. Bunda korkulacak ne var? Şimdi de dedenin, sonra annenin, sonra seni evlat edinen babanın yönetiminde geçirdiğin yaşamı düşün; gördüğün tüm değişiklikler, dönüşümler, sona ermeler karşısında, bir kez daha, “Bunda korkulacak ne vardı?” diye sor kendi kendine. Böylece, tüm yaşamının sona ermesinde, kesintiye uğramasında, dönüşmesinde de korkacak bir şey yok."

     

    Başkalarının düşüncelerini kafanıza taktığınızda...

     

    "... başkalarının hakkında ne düşüneceklerini bir yana bırak ve yaşamının geri kalanını, uzun olsun, kısa olsun, kendi doğanın istediği gibi yaşamakla yetin."

     

    "Öyleyse doğanın ne istediği üstünde düşün ve başka hiçbir şeyin yolunu saptırmasına izin verme; çünkü mutlu yaşamı bulamaksızın ne çok yollarda dolaşıp durduğunu yaşam deneyiminden biliyorsun: ne usavurmalarda, ne varsıllıkta, ne ünde, ne tensel hazlarda, ne de başka bir yerdedir mutlu yaşam. Öyleyse nerede bulacaksın onu? İnsan doğasının gerektirdiğini yapmakta. Peki bu nasıl yapılabilir? Güdüleri ve eylemleri yönetecek sağlam ilkelere sahip olarak. Nelerdir bu ilkeler? İyi ve kötüyle ilgili, bize; insanı adil, ılımlı, yürekli ve özgür kılan şeylerden başka hiçbir şeyin iyi olmadığını; kötülüklere yol açan şeylerden başka hiçbir şeyin kötü olmadığını öğreten ilkelerdir."

     

    Kitabın son cümlesi belki de en vurucu olan:

     

    "Yalnızca zamanında gelen şeyin iyi olduğuna inanan; usa uygun olarak yaptığı şeylerin sayıca çok ya da az olmasının hiç fark etmediği; dünyaya daha uzun ya da daha kısa bir bakmayı umursamayan kimseyi ölüm bile korkutamaz."

     

    Kitabın tamamına bu linkten ulaşabilirsiniz. 

     

    Güzel bir hafta geçirirsiniz umarım. 

     

    PS: Yazıya eşlik eden görsel Paris'teki Louvre Müzesi'nde bulunan Marcus Aurelius heykeline ait.

     

    Share on Facebook
    Share on Twitter
    Please reload

    Takip edebilirsiniz