November 4, 2019

October 15, 2018

May 28, 2018

Please reload

Son Yazılar

Karşınızdakini anlamak için önce aynaya bakın

October 9, 2017

 

Yaptığım işler en geniş haliyle; farklı yetilere, networklere sahip insanları ortak bir paydada buluşturmak ve hep birlikte ortak bir amaç için değer yaratmak üstüne. Bunu kimi zaman özel sektörde, kimi zaman yalnızca medyada, kimi durumlarda kamu kurumlarıyla, bazense hepsinin bir arada olduğu projelerle gerçekleştiriyorum.

 

Yaptığım işin öznesi de nesnesi de insan olunca, haliyle karşımdaki insanı anlama, kendimi anlatabilme, üslup ve davranış kalıplarında kişilerin hassasiyetlerini göz önünde bulundurma gibi noktalarda belki başka mesleklerle ilgilenen tanıdıklarıma oranla daha dikkatli davranmaya çabalıyorum.

 

Bunun üstüne kafa yorarken biraz benmerkezci yaklaştığımı farkettim. İnsanın sosyal bir varlık olduğuna yalnızca bilimsel kanıtlar uyarınca değil gönülden de inanan biri olarak, yalnızca iş hayatını değil, aslında tüm sosyal hayatlarımızı da karşımızdaki insanların niyetlerine, bilgilerine, inanışlarını yani zihinsel durumlarını kavrama ve anlama üzerine inşa ediyoruz. Kararlarımızı, tepkilerimi bu kavrayışlara göre şekillendiriyoruz. O yüzden benim bu hassasiyetleri gözetiyor olmam da işimle değil tamamen benimle alakalı bir durum.

 

Haftasonu denk geldiğim bir araştırma tam da bu konuya kafa yorarken, beni kalbimden vurdu. 

 

Araştırma, giderek daha çok kültürlü; siyasi, dini, sosyal vb. bir çok alanda farklılığı barındırdığı dünyamızda "Zihin Teorisi" (Theory of Mind) denen yetiyi merkezine alıyor.

 

Öncelikle Zihin Teorisi, kişinin karşısındakinin mantığını çözümleyebilme, isteklerini, niyetini anlayabilme yetisi.

 

Bahsettiğim araştırma Leipzig'deki (Almanya) Max Planck Institute for Human Cognitive and Brain Sciences araştırmacıları Anne Böckler ve iş arkadaşları tarafından 3 ay süreyle yürütülüyor. Ortaya çıkan bulgu, kişinin karşısındaki insanı anlama becerisinin ve derecesinin, kendini yeterince tanıması halinde daha yüksek olduğunu gözler önüne seriyor. 

 

Öncelikle araştırmaya katılan 141 kişiye Zihin Teorisi testi uygulanıyor. Onlara farklı insanların hayatlarından kesitler içeren kısa videolar gösteriyorlar ve anlatıcıların niyetlerinin ve düşüncelerinin ne olduğu konusunda bir test çözmelerini istiyorlar. Çıkan sonuçlar araştırma sonunda tekrar gözden geçirilmek bir kenarda tutuluyor.

 

Ardından katılımcılar sıkı bir eğitime tabi tutuluyor. Onlara altı tip alt kişilik ve özellikleri öğretiliyor (Bunlar psikoterapide kullanılan kişilikler oluyormuş). Bu her bir alt kişiliğin bir takım davranış, bilişsel durum setleri oluyor. Örneğin kişinin "ilgili, yardımsever alt kişilik", "içindeki çocuğun mutluluğunu taşıyan alt kişilik","kırılgan alt kişilik" gibi...

 

Araştırmaya katılanların aldığı eğitimin iki önemli ayağı var; ilki "düşünce gözlemleme" meditasyonu. Katılımcılar her gün yarım saat bu alt kişilikleri üzerinde çalışıyorlar. Bu egzersizde düşüncelerini mümkün olduğunda objektif ele almaya çalışıyor, onları ben/öteki, geçmiş/gelecek, olumlu/olumsuz gibi kategorilerde değerlendiriyorlar. İkinci ayağında ise duruş sergileme (perspective taking'i böyle çeviriverdim) alıştırması yapılıyor. Bu aşamada katılımcılar çifter çifter ayrılıyor. Biri dinleyici, diğeri konuşmacı rolüne bürünüyor. Konuşmacı, rastgele seçilen o alt kişiliklerden birinin bakışıyla başından geçen günlük bir olayı anlatıyor. Dinleyici ise o alt kişiliğin hangisi olduğunu tahmin etmeye çalışıyor.

 

Araştırmanın son aşamasında katılımcılar yeniden Zihin Teorisi testine tabi tutuyorlar.

 

Ortaya çıkan sonuç, aldıkları yoğun eğitimin ardından kendi düşüncelerini, niyetlerini, isteklerini ve sorunlarını daha iyi analiz eden kişilerin başkalarını anlama konusunda da çok daha iyi bir seviyeye gelmeleri.

 

ProjectPost30 hikayelerinde değişim için önce kendimizi tanımamız gerektiğinden bahsediyoruz. Evet bu ne istediğimizi anlamak adına önemli.Ama bu araştırma da gösteriyor ki, kendimizi tanımak yalnızca bize değil, çevremize de büyük katkı sağlıyor.

 

Bu konuyu ister sosyal çevreniz, ister iş hayatınız, ister dünyayı anlamak için düşünün. Örneğin bu yazıyı kaleme alırken örneğin ABD'yle diplomatik bir kriz yaşamaya başladık. Onlardan gelen tepkiye verdiğimiz karşılığı gördünüz mü?

 

Her ne bağlamda olursa olsun, insanlarla iletişime ihtiyaç duyulan her konuda kişilerdeki bu yetinin düzeyine belirleyici olacak. Kendimizi daha yakından tanımaya başlasak mı artık :)

 

Bu arada araştırmanın tamamına bu linkten ulaşabilirsiniz. 

 

PS: Yazıya eşlik eden görsel Doğu Batı dergisi 30. sayı kapağından.

Çarşamba görüşmek dileğiyle.

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Takip edebilirsiniz
Please reload