November 4, 2019

October 15, 2018

May 28, 2018

Please reload

Son Yazılar

Değişimi uzaklarda aramak şart mı?

September 11, 2017

 

Geçen hafta sizlere son seyahatimde başıma gelen aksiliklerden ve aldığım derslerden bahsetmiştim

 

Bugün, kendi içimde de büyük bir ikilem olan başka bir konuya değinmek istedim.

 

Çevremde son dönemde dinlediğim kadarıyla; Türkiye sınırlarından Batı'ya doğru attığımız ilk adımdan itibaren medeniyete kavuştuğumuza ilişkin genel bir algı var.

 

Tüm standartlar birden yükseliyor, herkes teknolojiyi son trendleriyle takip ediyor, herkes birbirine daha saygılı oluyor, doğa hiç kirlenmiyor, hiçbir mekan müşterisini kazıklamıyor, herkes üç-beş dil biliyor ve hepimiz çok daha güvende oluyoruz. 

 

Sahiden öyle mi oluyor?  Eğer öyleyse ben başka bir Avrupa daha biliyorum.

 

Son 10 yıldır, Avrupa sınırları içinde sık seyahat ettiğimden; az-çok etrafta olan bitenleri, insanların hayat standartlarını, büyük ve küçük şehirler arasındaki farkları ve insanların çalışma koşullarını gözlemleme fırsatım oluyor. 

 

Sanırım unuttuğumuz en temel nokta Avrupa'nın büyük bir kıta olduğu. Yani Doğu'sundan Batı'sına çok farklı kültürü içinde barındırması hali. Ama bu da yetmiyor tek başına, o farklı ülke kültürleri de, yaşam standarları da kendi içinde büyük farklılık gösteriyor. Avrupa'yı başkentlerden ya da o nefis tatilleri geçirdiğimiz adalardan ibaret sanarak hataya düşüyormuşuz gibi hissediyorum.

 

Emin olun, Avrupa'nın bilmediğimiz yerlerinde, ya da o bildiğimiz şehirlerin kimi mahallelerinde düşündüğümüzün tam tersine kurallar hiçe sayılabiliyor.

 

Mevzunun son yıllarda artan güvenlik boyutu var bir de. Biz burada sokaklarda tomalar, silahlı polisler ya da güvenlik yetkilileri görünce geriliyoruz. Aynısı, hatta belki daha sıkı versiyonu Avrupa'nın bir çok kentinde var. Sokaklar o soğuk kanlı, eli silahlı güvenlik güçleriyle ve araçlarıyla dolu.

 

Derdim bizim koşullarımızı övmek değil elbette ama körü körüne kendi koşullarımızı yermek de saçma geliyor. 

 

Türkiye, Avrupa, Amerika diye ayrıştırdığımız dünyaların artık bir çok ortak noktası var: Doğal afetler, terör, ekonomik kriz...

 

Her halk bunu farklı şekilde yaşıyor olabilir ama dünyada herkesin refah içinde bir eli yağda, bir eli balda yaşadığı toplulukların sayısı çok az.

 

Tamam, bulunduğumuz ülke şartlarından memnun olmamayı anlıyorum, daha az parayla daha kaliteli yaşanabileceğine ilişkin genel kanıyı da kabul ediyorum. Ama bu durumun herkesi kapsamadığını, Avrupa'da yaşayanların da kendi ülke şartlarından mutlu olmadıklarını bilelim istiyorum. Tüm dünyada özellikle gençlerin oluşturduğu önemli bir kitle yaşadığı toprakların vaadettiklerinden umudunu kesmiş; bir değişimin peşinde ve bu değişimi ve dönüşümü uzaklarda bulmanın derdinde. Tam zamanlı çalışanlar daha esnek olmanın, esnek olanlar daha  güvenli çalışma koşullarının peşinde. Tıpkı bizde olduğu gibi.

 

Dediğim gibi biz belki başka bir boyutta, başka tehditlerle yaşıyoruz bu süreci, ama emin olun sadece biz yaşamıyoruz. 

 

Kısa bir iç döküşün ardından mevzuyu tabii ki ProjectPost30'a getireceğim :)

 

Aylardır kariyer değiştirmekten, başka iş alanlarını deneyimlemekten bahsediyoruz ama acaba değişimi mutlaka uzaklarda mı aramak gerekiyor ? İş hayatından beklentimiz, aradığımız anlam her neyse acaba onu içinde bulunduğunuz iş ortamında yaratmamız mümkün olmaz mı?

 

Geçenlerde okuduğum bir yazıda çalıştığınız ortamın anlamlı olması için, başka insanlara değer ve fayda yaratması gerektiğinden bahsediliyordu.

 

Haftalardır iş dünyasının yeni koşullarında anlam aramanın peşindeyiz. Acaba bunu sahip olduğumuz işte de bulma şansımız olamaz mı diye düşünürken

karşıma "kurum içi girişimcilik" kavramı çıktı.

 

Kurum içi girişimcilik, kişinin çalıştığı kuruma, onun çalışanlarına ve daha geniş anlamda topluma fayda sağladığı ve bunu hali hazırda aşina olduğu iş ortamında gerçekleştirebildiği bir girişimcilik türü. 

 

Bu hafta bu konuyla yakından ilgilenen bir konuğum var, detayları ondan dinleyeceğiz. 

 

Keyifli bir hafta geçirmeniz dileğiyle !

 

PS: Bu haftanın görseli de Atina sokaklarından. Yazının Türkçesi "İç huzurumu arıyorum"

 

 

Paylaşmak için sabırsızlanıyorum.

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Takip edebilirsiniz
Please reload

Tagle arama yapın