November 4, 2019

October 15, 2018

May 28, 2018

Please reload

Son Yazılar

Siz Yine de Kontrolü Elden Bırakmayın

September 3, 2017

Son on günümün ana kavramı "kontrol". Hayat büyük ölçüde kontrol kavramı üstüne işliyor diye düşünüyorum. Kontrol edebildiğimiz ve edemediğimiz gelişmeler, kontrollü ya da kontrolsüz alınan kararlar, kontrolü elimizden bıraktığımızda başımıza gelenler...

 

Kontrolün bizde olmadığı bir çok durum var, orası kesin.

 

Bu yaz İstanbul'da yaşanan fırtınalı günler, Bodrum depremi ya da geçtiğimiz günlerde ABD'de yaşanan kasırga gibi doğal afetler mesela.

 

Ya da karar alma mekanizmasında olmadığınız bir oluşumun geleceğinin tehlikeye girmesi durumu. Karar alma mekanizmasında olsanız dahi, küresel bir finans kriziyle kariyeriniz boyunca tüm inşa ettiklerinizin bir gecede tuzla buz olması hali.

 

Çok daha özele girersek, aşık olduğunuz kişiyle bambaşka dünyaların insanı olmanız gerçeği ve bunu bir türlü değiştirememeniz.

 

Bu örnekler saymakla bitmez ...

 

Farkettiğim şu aslında; çoğu zaman başımıza bir şeyler geldiğinde olayın kontrol edilemeyen boyutuna kafayı takıp, kontrol edebileceğimiz noktaları gözden çıkarıyor olmamız. Neden bahsettiğimi geçtiğimiz son on günde başıma gelenleri özetleyerek anlatayım. 

 

Biraz kafa dinlemek amacıyla çıktığım; ama yeni diyarlar görme sevdamın dinlenme ihtiyacımı açık ara geçmesi sebebiyle on güne yedi şehir sığdırarak dönüş yaptığım bir seyahati geride bıraktım. Son yıllarımın mobilite rekorunu da kırmış oldum sanırım. 

 

Bu seyahat sayesinde bir kez daha fark ettim ki, bana esas enerji veren de bu koşturma; yoldayken karşıma çıkan sürprizlerle ve elbette sorunlarla baş etme hali. Kontrol kavramının gündemime girmesinin temelinde de tüm bu yaşadıklarım yatıyor. 

 

Birazdan okuyacaklarınız bir seyahat yazısı olmayacak, baştan söyleyeyim. O işi çok güzel yapanlar var. Ben yalnızca başıma gelen belli başlı noktalara değinerek, hatalarımla yüzleşeceğim :)

 

Instagram'dan takip edenler yaşadıklarımın eğlenceli bazı kısımlarına şahit oldular. Oysa orada görülenler madalyonun yalnızca bir yüzüydü. 

 

Bu seyahat özelinde iki temel kriterim vardı:

 

1- Seyahati yoldayken şekillendirmek.

 

2- Tek başıma kalmak ve gittiğim yerlerde gerçekten kaybolmak.

 

Bu arada böyle bilmiş bilmiş yazdığıma bakmayın, kaybolmak için yurtdışına çıkmanıza gerek yok tabii; yaşadığınız şehrin hiç bilmediğiniz semtlerinden de başlayabilirsiniz. 

 

Şimdi hazırsanız biraz daha detaya gireceğim:

 

Vaka1- Ecel terleri

Yalnızca çıkış zamanımın ve güzergahımın belli olduğu bir planla yola koyuldum, daha doğrusu plansızlıkla (!). İlk vaka ilk gecede yaşandı. İstanbul'dan kara yoluyla yaptığım çıkışta; gece yarısı gümrükten geçerken aracın bagajında bulunan bavulum ve sırt çantam polis tarafından bir şekilde şüpheli bulundu ve bir süre dışarı çıkarılıp bekletildiler.

 

Başında bir kaç kişi ve yanlarında tek kelime anlamayan ben. Normalde hiç stres olmayacağım bir mevzu ama bu kez durum biraz farklıydı. Nedeni, bavulda bir arkadaşımın arkadaşı için taşıdığım -ve nedense İstanbul'da bana teslim edilirken hiç içini açıp kontrol etme ihtiyacı hissetmediğim- bir müzik enstrümanı kutusunun olmasıydı.

 

Gümrükteki o uzun süre bekleme halinde, kafamda binbir senaryoyla daha ilk dakikadan ecel terleri döktüm :) Benim gibi tez canlı biri tabii ki sessiz kalmaz, ama sorduğum sorulara da üstü kapalı cevaplar alınca iyice stres yaşadım.

 

İşin aslı yaklaşık bir 2 saat sonra ortaya çıktı; meğer gümrükten geçerken bazı çantalar rastgele seçilip kontrol ediliyormuş ve benim çantalarım da o gece şanslılar arasındaki yerini almış.

 

O 2 saat boyunca mevzunun bir tek benimle ilgili olduğunu düşünürken, yalnızca önümüzdeki Gürcü otobüsünün kontrolünün bitmesini beklediğimizi öğrenince haliyle rahatladım. 

 

Vaka2- Çamaşır makinasının intikamı 

Seyahatte ilk durağım Atina'ydı. Yakın arkadaşlarımdan birinin bir arkadaşının evinde kaldık. Evi o kadar çabuk benimsedik ki, iki günün sonunda hiç ev sahibine sormadan çamaşır makinasını çalıştıralım dedik. Önce garip ve bol gürültülü sesler duyduk makineden. Eski olmasına verdik, devam ettik. Bir süre sonra fark ettik ki, bir şeyler ters gidiyor. Makinanın kapağını açınca, metal haznenin sıkıştığını ve çamaşırların içinde kaldığını gördük. Az eşyayla yola çıktığım için içindeki çamaşırlar olmazsa olmazlardandı. Tamirciler yalnızca eve gelip makinaya bakmak için 20 EUR'dan başlayan fiyatlar, mevzunun ne olduğunu anladıktan sonra da tamir için 90 EUR isteyince bırakalım kalsın dedik.Eşyalardan bir şekilde vazgeçttik, çıktık şehirde gezmeye. Ama ev sahibimiz sağolsun biz dışarıdayken ucuz yollu bir çözüm bulmuş, günün sonunda yüzümüz güldü. Meğer havlular hazneyi tıkamış :/

 

Vaka3-Gece yarısı ekspresi

Az önce dediğim gibi rotayı yola çıktıktan sonra planladığım için, en uygun fiyatlı opsiyonlar arasında seçim yapmam gerekiyordu. Ben de Yunanistan'ın Arnavutluk sınırındaki Igoumenitsa şehri üstünden İtalya'nın Doğu'sundaki Bari'ye geçmeye karar verdim. 

 

Bu büyük hata yüzünden bir liman şehri olmasına rağmen yalnızca Yunanistan'ın değil, Avrupa'nın en sıkıcı şehirlerinden biri olan Igoumenitsa'ya çok kötü bir otobüsle süper pahalı bir seyahat geçirmeyi başardım.

 

İşin aslı şuydu: Ben önce İtalya için gemi biletini aldım, zira ülke içinde otobüsler ucuz olur diye düşündüm. Ama gelin görün ki, Yunanistan'da işler öyle değilmiş. Bir daha Esenler'e, bizdeki otobüs şirketlerine falan laf etmek yok!

 

Ama bu vakanın esas şamatası bu da değil. Bileti aldığım yer akşam binip, sabah 6'da oraya varacağımı söylerken, sabaha karşı nasıl olduysa 3 gibi vardı. Meğer adam bana 6'da varacak derken 6 saat sürecek demeye çalışıyormuş.

 

İnin ve cinin top bile oynamadığı zifiri karanlık bir sokakta tek başıma kalakaldım. Önce önünde indiğimiz otobüs yazahanesinin kapısında oturdum bir süre, plaj örtümü, havluları yere serip. Sonra çalışanlardan biri acıdı da kapıyı açtı ve içerideki sandalyelere kıvırılıp sabahı gördüm.

 

Vaka4- Açık denizlerde donayazarken

Igoumenitsa'da otobüs yazahanesinin sandalyelerinde başlayan günün devamı, pazar günü şehirde her yerin kapalı olması sebebiyle bir o cafe'de bir bu barda devam ettim. Akşam olunca da Bari'ye giden gemiye bindim.

 

Gemi bileti alırken, güverte opsiyonunu seçmiştim. Yunanistan'da Adalar'a giden gemilerin güverteleri bir hayli güzeldi diye düşünerek. Ama hayır, o iş de öyle değilmiş. Ben gemiye bindikten sonra gözüme kestirdiğim ilk güzel yere bir güzel kuruldum, bilgisayarımı açtım. Tam keyifli bir manzarada çalışma kafasındayım. Ama yanıma görevlilerin gelip, oturduğum yerin sadece arabalı yolcular için olduğunu söylemesiyle yıkıldım. Meğer ben aldığım biletle sadece ana alanda ve dış mekanlarda oturabilirmişim.

 

İç güverte ana-baba günü olduğu için ben kendime yalnızca açık havada yer bulabildim, hem de can yeleklerinin olduğu konteynerlardan birinin üstünde. Yaklaşık 12 saat süren ve çoğu açık denizlerde geçen seyahatte hayatımı plaj örtüm kurtardı. Yoksa muhtemelen çoktan hastalanmıştım. Bu arada gemi seyahatinin başında da mide bulantısı yaşadım, zira bütün gün Igoumenitsa'da yaptığım tek şey yemek yiyip birşeyler içmekti.

 

Vaka5- Hayaller vs Gerçekler

İki gece üst üste olağanüstü koşullarda uyumanın ardından, Bari'ye varınca ilk iş kendimi otelle ödüllendirmek olsun dedim. Booking.com'dan seçtiğim yerin fotoğraflarıyla alakasının olmaması ve sitede yazan hiç bir şeyin olmaması nedeniyle bu da gol olamadı maalesef. Ama bu kez hatanın tamamı bende değil, kötü yorumları hep geriye atmışlar. Neyse yine de sırtım yatak görmüş oldu. 

 

Vaka6- Tarih ve sanat aşkımın maliyeti

Bari'den Napoli'ye geçiş yaptım. Hazır Napoli'ye gelmişken trenle yarım saatlik mesafedeki Pompei'yi de göreyim dedim. Esas görmek istediğim eserlerin geçen sene  düzenlenen bir çağdaş sanat sergisine ait olduğunu öğrenmem, üstüne üstlük yolda sevdiğim iki gözlüğümü kaybetmem de işin tuzu biberi oldu. Yine benim hatam; İtalya'da kimse ingilizce bilmediğinden üç lokma İspanyolca'mı kullanabileceğim (ayak masajı terapisti) bir yol arkadaşı buldum kendime. Ben lak lak ederken biri çantadan gözlük kılıfını almış götürmüş :/

 

Vaka7- Yanlış zamanda, yanlış mekanda iletişim

Avrupa Birliği sınırları içinde cep telefonu kullanımında roaming maliyetleri ortadan kalktı, belki biliyorsunuzdur. Normalde yurtdışındayken kullandığım operatördeki haklarımı günlük bir ücret ödeyerek kullanmaya devam ediyordum. Ama fiyatın son bir senede inanılmaz artması, fikrimi değiştirmeme neden oldu.  Avrupa'ya ilk girdiğim yer Yunanistan olduğundan oradan kendime bir SIM card aldım ve tepe tepe kullanmaya başladım. Ülke değiştirdikten sonra da kullanmaya devam ettim, her şey nefisti.Ta ki yeni kontor yükleme zamanı gelene kadar. Kimse uyarmıyor kartı satın alırken tabii, oysa kartı nereden alıyorsanız o ülkedeki operatörlerin dükkanlarından yükleme yapabiliyormuşsunuz. Ya da kredi kartınızla online olarak.

 

İşin saçmalığı operatörün sitesinin yalnızca Yunanca olmasıydı. Hadi browserdan bir şekilde google translate yapıp İngilizce'ye çevirebildim. Sonrasında kayıt işlemlerini yaptım ve satın almaya sıra geldiğinde hiçbir kartım kabul görmedi. Meğersem ülke dışındaki bir bankaya ait kart kullanmak isterseniz özel bir izin almanız gerekiyormuş. Neyse başvuru yaptım ama sonucun çıkması ben döndükten sonra oldu :/

 

Sabırla okudunuz mu bunları bilmiyorum. Bir arkadaşıma tüm detayları anlatınca Merkür geriliyordu, ondan dedi :) Merkür benim burcumun gezegeni aslında, haklılık payı olabilir tabii :) Ama ben yine de hatayı kendimde arıyorum. Sonuç olarak kontrol edebileceğim noktaları dikkate almamam tüm bunlara neden oldu.

 

-Mesela, hiç tanımadığım birinden aldığım emaneti yola çıkmadan önce bir kontrol etseydim, en azından o kadar strese maruz kalmazdım. Her ne kadar hayatım güvendiğim insanlarla çevrili olsa da, dünyanın hali malum.

 

-Atina'da ev sahibine sorup makinanın çalışma düzeni hakkında bilgi alabilirdik, yapmadık.

 

-Seyahati planlarken tüm aktarma opsiyonları için fiyatları önceden kontrol edebilir, böylece mecburen pahalı bilet almak zorunda kalmayabilirdim. 

 

-Igoumenitsa-Bari arası gemi yolculuğunun koşullarını daha iyi araştırıp, neyle karşılaşabileceğimi önceden öğrenebilirdim, bilet seçeneğini ona göre belirlerdim.

 

-Kalacağım evlerin bulunduğu muhitleri daha yakından inceleyebilirdim, otellerle ilgili yorumları daha sıkı takip edebilirdim, bunları da yapmadım. 

 

-Mobil operatöre tüm detayları sorup, satın almayı o şekilde yapabilirdim...

 

Özetle hayatta bazı şeyleri kontrol etmeniz gerçekten mümkün olmayabilir, yani sizden bağımsız gelişen çok fazla sorun karşınıza çıkabilir. Ama görüyorum ki çoğu zaman bilinmezlere ve kontrol edilemeyenlere odaklanıp onların içinde kayboluyoruz ve kontrolümüzde olanları göz ardı ediyoruz. Oysa elinizin altında kontrol edebileceğiniz bir şeyler varken yapmıyorsanız, hatayı başkasında aramanın da manası olmuyor.

 

Ben bugün seyahat üstünden mevzuya değindim ama kontrol edebildiklerinize sarılma konusunu iş yaşamı ve kariyer değişimi konusunda da dikkate alabilirsiniz.

 

-Mesela işinizden memnun değil misiniz? Önce neden mutlu olmadığınızı anlamaya çalışın. Başkalarını suçlamadan ya da bazı şeylerin kontrolünüzde olmadığını düşünmeden önce siz ne yapabilirsiniz, neyi değiştirebilirsiniz ona odaklanın.

 

-İstediğiniz şeyin ne olduğunu henüz bilmiyorsanız, pes etmeyin. "Böyle gelmiş, böyle gider" mantığından kurtulun ve ne istediğinizi bulmak için kafa yorun, araştırın ve adım atın. 

 

-Ne yapmak istediğinizi bulduysanız, kontrolünüzde olan noktalara eğilerek hareket edin; kendinizi birden bilinmezliğin içine atmayın.

 

Bu seyahatte kaybolmak isterken, kontrolü kaybettiğim bir yola çıktığımı ancak sonunda farkettim. Stresli bir çok an geçirmiş olabilirim ama geneline baktığımda elbette keyif aldığım, yepyeni şeyler öğrendiğim, dünyanın binbir yerinden yeni insanlarla tanıştığım bir seyahat de oldu aynı zamanda. Yoruldum belki ama, başka türlü bir enerjiyi de depolayarak Eylül'ü karşıladım.

 

Yeni sezon başladı. Yepyeni heyecanlar kapıda. 

 

Öncelikle bu hafta yine bir ilki gerçekleştireceğiz. Uzun zamandır paylaşmayı sabırsızlıkla beklediğim ilk erkek konuğumla tanıştıracağım sizi.

 

Çarşamba görüşmek dileğiyle!

 

PS: Yazıya eşlik eden görsel, Atina'nın duvarlarından.

 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Takip edebilirsiniz