November 4, 2019

October 15, 2018

May 28, 2018

Please reload

Son Yazılar

Neden Günde 8 Saat ?

August 14, 2017

 

Hatırlarsanız size bir kaç hafta önce ProjectPost30'la ilgili güzel gelişmeler oluyor demiştim. Gerçekleşmeden, içi kıpır kıpır da olsa sessiz kalmayı tercih edenlerdenim. Sosyal medyadan takip edenler muhtemelen görmüşlerdir (Eğer hala etmiyorsanız, Twitter için buraya, Facebook için buraya tıklayın lütfen) . Bu aralar projeyle ilgili röportajlar yayınlanmaya başladı. Büyük keyif alarak yaptığınız bir işin, giderek daha çok kişiye ulaştığını izlemek kadar mutlu eden bir durum olamaz sanırım. O yüzden hepinize bir kez daha teşekkürler. 

 

Bu haftaki blog yazısı bir önceki haftanın devamı niteliğinde. Yani Çalışmanın Kökenleri'nden bahsediyoruz. İlk yazının üstüne güzel yorumlar ve sorular gelince biraz daha ilerleteyim istedim. 

 

Zamanında kelime kökeni olarak işkence çekmekle eşdeğer görülen "çalışma" kavramı, bugün nasıl oluyor da en azından belirli bir kitle için sadece para kazanmak amacıyla değil, keyif alınarak da yapılan bir aktiviteye doğru evriliyor?

 

"İş"e yüklediğimiz anlamların tarihsel evrimine değinsem de, bir noktanın eksik kaldığını farkettim geçen hafta:

 

İnsanlar, Endüstri Devrimi öncesinde bir işin doyurucu olup olmadığına hiç kafa yormuyorlardı. Çalışmak, tarih boyunca büyük ölçüde sadece aç kalmamak ve aile geçindirmek için var olan günlük bir aktivite sonuçta. Fakat aslen Batı'da var olan feodal düzenin bu açıdan bir farkı vardı; o dönemde çalışan kişi topluluğa ne şekilde fayda sağladığının derdindeydi. Zaanatkar, çiftçi, kasap... neyseniz; işe yarıyor olmak, topluluğun bir sorununa ya da ihtiyacına cevap verebilmek yapılan işi o dönemde anlamlı kılıyordu. Bu yüzden toplumda kendini geliştime, sürekli bir öğrenme çabası hakimdi.

 

Ama gelin görün ki, Endüstri Devrimi sayesinde kendini geliştirme, yeni yetiler kazanma becerisi fabrikada tüm gün çalışan işçilerin ellerinden alındı. Çalışmaya yeniden anlam yükleme ve farklı alanlara ilgi duymada geçen hafta söylediğim gibi kadınların eğitim ve ücretli iş hayatına katılımları büyük önem taşıdı.

 

Bugün buraya bir nokta koyup, Endüstri Devrimi'nin günümüz iş hayatına miras bıraktığı başka bir konu daha değinmek istiyorum: 8 saatlik çalışma düzeni 

 

Bu zaman dilimi neden ve nasıl var oldu?

 

Endüstri Devrimi'nin ilk zamanlarında gündoğumundan batımına kadar, yani ‘gün ışığı’ esasına göre çalışıldığı için işgünü 16 saati hatta daha fazlasını buluyordu. Ücretler düşük olduğundan işçiler ancak bu denli uzun saatlerde çalışarak geçimlerini sağlayabiliyorlardı.

 

8 saatlik çalışma düzenini ortaya ilk atan kişi İngiliz (hatta Galli) üretici ve işçi hakları aktivisti Robert Owen oldu, ki kendisi ütopik sosyalizmin kurucularından da biri olarak addediliyor. Owen'in önerisi günü 3 periyoda ayırmak olmuş. Hatta 1817'de başlattığı kampanyanın sloganı:  "8 Saat İş, 8 saat Uyku, 8 saat Dinlenme-(ya da Canınız ne isterse onu yapma saatleri)"  

 

 

Kampanya ilk etapta yeterince ses getirmese de, kimi fabrikalar çalışma saatlerini yavaş yavaş düşürmeye başlamışlar. 

 

İngiltere'nin yanı sıra tartışma ABD'de de 18. yy sonlarında başlamış. İlk olarak 1791de Philadelphia'da yaşanan grev 10 saatlik işgünü için yapılmış. 1860’larda bazı eyaletlerde 10 saatlik işgünü kazanılmış, ancak işçiler bununla yetinmemişler. 1881’de kurulan Amerikan İşçi Sendikaları Federasyonu, 1884’teki kongresinde, işçilerin iki yıl sonra 1 Mayıs’tan itibaren günde 8 saatten fazla çalışmayacağını duyurmuş. Hatta bu dönemde Owen'in zamanında ortaya attığı "8 Saat İş, 8 saat Uyku, 8 saat Dinlenme" sloganı yoğun biçimde kullanılmış . 1 Mayıs 1886’da, grev ve gösterilere yarım milyon işçi katılmış -hatta siyah ve beyaz işçiler bu konuda birliktte hareket etmiş. Detaylara giremesem de bu süreç güllük gülistanlık geçmemiş elbette, protesto ve grevler polis tarafından engellenmeye çalışılmış ve işçi ölümleri de yaşanmış. 

 

20. yüzyıla gelindiğinde 8 saat uygulamasını büyük şirketlerin hayata geçirmesi dönüşümü hızlandırmış. Burada Ford'u anmadan geçemeyiz. Ford 1914 yılında yalnızda 8 saat uygulamasını başlatmakla kalmamış, aynı zamanda çalışanların ücretlerini de ikiye katlayarak tabiri caizse oyunun kurallarını yeniden yazmış. Bu bir çok şirket için ilk etapta şok etkisi yaratsa da, zaman içinde hem çalışanların veriminin artması, hem de daha az çalışmaya karşın iki yıl içinde şirket karının arttığının gözlenmesi 8 saat uygulamasının diğer işletmelere de genişlemesine vesile olmuş. ABD'de 8 saat uygulaması ülke genelinde 1937 yılında resmi olarak kabul edilmiş. Haftalık çalışma saati 44 olarak belirlenmiş ve 40 saatin üstündeki çalışmalar için mesai ücreti uygulaması hayata geçmiş. 

 

Aklınızda kalacağını düşündüğüm bir bonus bilgi, Hindistan'ın bu uygulamayı 1912, yani ABD'den 25 yıl önce hayata geçirmiş olması.

 

Türkiye'de ise ilk kez 1936 yılındaki İş Yasası'yla 8 saatlik günlük çalışma uygulaması hayata geçmiş.

 

Özetle 8 saatin arkadasındaki süreç şekilde.

 

Önümüzdeki hafta itibariyle Eylül başına kadar biraz dinleneceğim. Bu süre zarfında ne elim, ne gözüm ne de beynim boş duracak tabii. Okuduklarımdan notlar çıkarmaya, yeni konuklar bulmaya ve başka sürprizler için hazırlık yapmaya devam.

 

Bu arada sorularınız, yorumlarınız, düzeltmek ya da açıklama getirmek  istediğiniz noktalar olursa paylaşmaktan çekinmeyin lütfen. 

 

Eylül başında görüşmek üzere!

 

PS: Bu haftaki yazıya eşlik eden görsel Grayson Perry'nin A Map of Days isimli eserinden.

Bir de "Neden Çalışıyoruz" sorunun cevapları için Barry Schwartz'ı takip etmenizi öneririm.

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Takip edebilirsiniz
Please reload