November 4, 2019

October 15, 2018

May 28, 2018

Please reload

Son Yazılar

Herkesin hikayesi kendine...

July 24, 2017

 

Ne zaman ProjectPost30'la ilgili bir soru gelse, her seferinde kendimi üstüne biraz daha fazla düşünürken buluyorum.

 

Bu işe nasıl başladım, daha önemlisi neden başladım,

Ne bekliyordum,

Bana ne katkısı var, başkaları ne alıyor, ben ne verebiliyorum,

Daha neler yapacağım...

 

Kimi soruların yanıtları her geçen gün zihnimde daha da netleşiyor.

Ama her sorunun cevabını da henüz bilmiyorum. 

 

Sonuç olarak insan hikayeleri dinliyoruz burada. Dinliyoruz diyorum, çünkü ben de sizinle birlikte öğreniyorum detayları. Öğrendikçe kendime has tepkiler veriyorum, bazen şaşkınlıkla, bazen üzüntüyle, bazen de kahkahayla sohbete dahil olduğum...

 

Dinlediklerimiz, bambaşka arka planlardan gelen insanların rahatlık alanlarından çıkarak kendi tutkularının peşinden gitmelerinin hikayelerini. Tutkusunu henüz keşfetmemiş olanlar içinse huzursuzluğun tetiklediği cesaretin...

 

Bu hikayeler kimimize ders, kimimize ilham, kimimize umut oluyor. 

 

Buraya kadar her şey tamam zaten. Ulaşmak istediğim tam da bu.  

 

Ama unuttuğum ve şu zamana kadar üstünde durmadığım bir nokta daha olduğunu farkediyorum.

 

Hikayeleri dinlerken ister istemez kendimizden bir şeyler bulmak, kendi hayatlarımıza adapte edecek detaylarla karşılaşmak istiyoruz. En azından ben dinlerken bu noktaları duymak istediğimi farkediyorum.


Oysa  göz ardı ettiğim nokta, herkesin serüveninin kendine özel ve özgün olduğu.

 

Çoğu zaman başkalarının yaşadıklarına özenirken ve onlarınki gibi hayatlar yaşamak isterken buluyoruz kendimizi. Sosyal medya da sağolsun buna harika zemin hazırlıyor. Etraf kıyasladığımız, özendiğimiz hikayelerle dolu. 

 

Oysa başkanın serüvenini kendi hayatımıza adapte etmek ya da kendi hikayemizi bir başkasının senaryosu üstüne kurmak başlı başına hata.

 

Psikolojide "narrative fallacy" diye bir kavram var; "anlatı yanılgısı" diye çevriliyor sanırım.

 

Çok yetili kişiliklerden Nassim Nicholas Taleb'in Siyah Kuğu kitabında ortaya attığı bir kavram bu. Özetle anlatmak istediği şu (ya da benim anladığım hali):

 

Dinlediğimiz hikayelerde yaşanan olayların gerçekliği ya da arka planındaki diğer paralel gelişmelere ilişkin bilgimizin sınırlı olduğu durumlarda, biz o hikayeleri kendimize göre mantıksal dizilimler yaparak anlamlandırıyoruz. Bu anlamlandırmalarımız da çoğu zaman işin aslına birebir uymuyor. İşte bu noktada yanılgıya düştüğümüzü göz ardı ediyoruz.

 

Gerçekten de dinlediğimiz, okuduğumuz her hikayede az ya da çok bu yanılgıya düşüyoruz. 

 

ProjectPost30 özelinde de belki kahkahalara eşlik eden başarı hikayeleri dinliyoruz ama bir çok detaya ya da o süreçte yaşanan tatsız anlara minimumda değiniyoruz.

 

Bu yazıyı yazma nedenim ara ara aldığım mesajlar aslında. Şu anda değişim için çaba gösterdiğini ama henüz nereye varacağını bilmediğini ya da henüz başarıya ulaşmadığı için hikayesini paylaşmaya çekindiğini söyleyen kişilerden gelen mesajlar. 

 

Kimsenin başarı hikayesine uymak zorunda değilsiniz. Yaşadığımız hayatlar buna izin verecek kadar basit değil zaten. Hepimizin kendine has yolu var. 

 

ProjectPost30'u dinlemeye, yazıları okumaya elbette devam edin ama unutmayın işin güzelliği kimsenin hikayesine benzemeyen, kendi başarı tanımınızı gerçekleştirdiğiniz yaşamlar sürmek. 

 

O yüzden sizden ricam değişim için gösterdiğiniz cesareti hafife almayın; kimseninkine benzemeyen, o size özel hikayenizi yazmaya ve yaşamaya devam edin. Ve elbette bizimle de paylaşın! 

 

PS: Yazıya eşlik eden görsel Amerikalı sanatçı George Condo'nun "Gülen Kadın Portresi" .

Çarşamba tekrar haberleşmek dileğiyle!

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Takip edebilirsiniz
Please reload