November 4, 2019

October 15, 2018

May 28, 2018

Please reload

Son Yazılar

Kişisel Deha Alanınızın Farkında Mısınız?

June 18, 2017

 

Bütün sohbetlerimizde, okuduğum yazılarda ve hatta blog postlarında bir "kendinizi dinleyin", "kendinizi tanıyın" lafıdır gidiyor.

 

Böyle bol keseden atıp tutulduğuna bakmayın, bir insanın var olan potansiyelini hayata geçirebilmesinin en temel yolunun kendisini tanımaktan geçtiği düşünülürse, hiç de kolay bir işten bahsetmediğimizi biliyorsunuzdur. 

 

Kendinizi tanıma iş yaşamından beklentilerinizin şekillenmesine de katkı sunacağı için bir hayli önemli. 

 

Tamam kendimizi tanıyalım, ama nasıl ?

 

Yazıya "Kendinizi Tanımanız için 5 Altın Kural" gibi iddialı bir başlıkla çıkmak istemedim.

 

Nedense bu tarz başlıklar atmaktan utanıyorum. Muhtemelen konunun uzmanı olmadığımdan ve amatör ruhla tüm bunları paylaştığımdan. 

 

Birazdan bahsedeceklerim bizzat kendi hayatımda uyguladığım, geri dönüşünü her alanda fazlasıyla aldığım ufak çaplı öneriler. 

 

Kimi konuların uzmanı olmasam da, uzmanı olanı bulmak konusunda uzman olduğumu söyleyebilirim :))))

 

Hafta içinde Psikolog, yazar Gay Hendricks tarafından ortaya atılan " Personal Zone of Genius" kavramına denk geldim. Türkçe'ye ne şekilde çevrilir emin olamadım ama  "Kişisel Deha Alanı" (KDA) diye çevirmiş bulundum. 

 

Kavram, yetilerinizin ve yeteneklerinizin tutkunuzla buluştuğu alan olarak özetlenebilir.

 

İş hayatında başınıza hiç geldi mi bilmiyorum ama, bazen öyle anlar oluyor ki, sanki tam da bu işi yapmak için doğmuşsunuz hissine kapılıyorsunuz. Bu bir projeyi bitirdiğinizde, bir toplantıdan, sunumdan alnınızın akıyla çıktığınızda, bir müşteriyle kriz çözdüğünüzde ya da her ne yapıyorsanız onu tutkuyla yapıp tamamladığınızda olabilir.

 

Dün (yani Pazar günü) yedi saat süren bir toplantıdan çıktıktan sonra içinde bulunduğum hissiyat tam da bu oldu. Evet çok yorucuydu, biraz stresliydi de ama sonuçta ortaya çıkan şeyden gurur duyabildiysem ve o işin bir parçası olmak tüm o yorgunluğa değdiyse, verdiğim tanımdan o deha alanının kıyısında olduğum sonucunu çıkardım haliyle :)

 

Bu arada ben bunu iş olarak düşündüm ama siz tutkuyla yaptığınız herhangi bir hobiniz için de düşünebilirsiniz. Mesela dün geceye dönersek, saat 12 gibi eve varır varmaz yorgunluğu bir kenara bırakıp, bu satırları yazmak geldi içimden :)

 

 Sonuç olarak bu KDA elinizde her ne varsa sanki işmiş değil de, klişe olacak ama size sunulmuş bir armağanmış gibi hissettiğinizde, içine girdiğiniz haleti ruhiye anlamına geliyor.

 

Böyle havalı bir kavram daha öğrendiğimize göre esas soru KDA'ya nasıl yaklaşacağız?

 

Öncelikle aşağıdaki sorulara bir göz atın ve cevap vermeyi deneyin:

  • Yapmayı en çok sevdiğiniz şeyler neler? Yani uzunca bir süre sıkılmadan, bunalmadan neleri yapmak hoşunuza gidiyor?

  • Sizin için işmiş gibi olmayan işler neler ?

  • İşteyken sizi en çok tatmin eden şeyler neler?

  • Kendinize ve işinize büyük değer katan yegane özelliğinizin ne olduğunu düşünüyorsunuz?

Soruları bir anda yanıtlamak elbette mümkün değil. O yüzden bu sorular üstüne düşünmenizi sağlayacak bir kaç öneriyi aşağıda sıralıyorum.

 

En başta söylediğim gibi bu önerilerin çoğu benim bizzat uyguladığım şeyler, eminim araştırdığınızda daha bir çok şeye denk gelebilirsiniz. 

 

Tek Başınıza Vakit Geçirin

 

Yalnız olun demiyorum, tek başınalığı deneyin. Günün, haftanın belirli zamanlarında kendi başınıza kalmaya çalışın. Bu süre yarım saat dahi olsa, aklınızdan ve gönlünüzden geçenleri kendinize anlatın, gerekirse yazın, sesinizi kaydedin...

Ne olursa olsun hislerinizi ve fikirlerinizi kendinize dökün.

 

Bunu yürüyüş yaparken de yapabilirsiniz, yoga ya da meditasyon gibi konsantre olmanızı sağlayan aktivitelerle de. 

 

Mesela ben bu zamanı özellikle sabah erken saatlerde yaptığım yürüyüşlerde yaratıyorum. Düşüncelere ya da hissiyata odaklanma hali olaylara farklı bir bakış katmanızı sağlıyor.

 

Rutinlerden çıkmayı deneyin

 

Şimdi söyleyeceklerim biraz çelişkili gelebilir kulağa. Hayatımızda bazı rutinlerin olması aslında fena değil. Belirli alanlarda uzmanlık kazanma, derinleşme, zamanı daha verimli değerlendirme gibi bir çok fayda sıralanabilir. 

 

Ama bünyemizin arada bir şoklanmaya da ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Çünkü bir rutin tutturmak zor olsa da, bir kere o sarmala girince içinden çıkmak çok daha zorlaşıyor.

 

Öğrenci olduğum yıllarda sabah başlayıp akşama kadar ofis ortamında geçecek bir iş hayatına nasıl adapte olabileceğimin stresini yaşardım. Ama işe başladıktan sonra rutine nasıl kısa sürede adapte olduğuma kendim bile şaşmıştım. Senelerce beni rahatsız eden çok fazla duruma rağmen yerimden kıpırdayamadığımı da çok net hatırlıyorum.

 

İş ya da meslek değiştirmek, var olan rutinden çıkmak, çok mutsuz dahi olsanız gerçekten kolay değil.

 

Ama hayatınızdaki bazı rutinlerde ufak rötuşlar yapmak, ileride atma cesareti gösyereceğiniz daha büyük adımların yolunu açabilir.

 

Çok basit, örneğin hergün ev-iş arası gittiğiniz güzergahta arada bir değişiklik yapın. Eğer yürüyerek gittiğiniz bir yer varsa; spor, cafe , sinema, kreş vs...  bazen yolunuzu uzatma pahasına bile olsa -tabii vaktinizin el verdiği sürece-  değişik sokaklardan geçin. Neleri kaçırdığınızı ya da aslında zaten daha güzel yollardan geçtiğinizi ancak böyle farkediyorsunuz. 

 

Sürekli gittiğiniz markete, kitapçınıza alternatifler bulun. Dinlediğiniz müzik türünü çeşitlendirin ya da hiç yemediğiniz bir yemeği tadın.  

 

Farklı deneyimler yaşamadan rutinin bizim için ne anlam ifade ettiğini ve neler kaçırdığımızı çoğu zaman göremiyoruz.

 

O yüzden biraz değişikliğe hayatınızda izin verin. 

 

Bir şeyler üretin

 

Üretmenin amacı eskiden olduğu gibi sadece kazanç elde etmek değil artık. 

Çoğumuz sadece tüketici olmaktan hiçbir sıkıntı duymuyoruz aslında. Yediklerimizden, satın almalarımızdan, okuduklarımıza kadar hazır olan ne varsa elde etme ve hızla tüketme eğilimindeyiz. Bunu eleştirmiyorum ama tüketimden aldığımız hazzı üretime kanalize etsek hiç de fena olmaz diye düşünüyorum. 

 

Bu yüzden salt tüketicilikten biraz sıyrılıp, üretici ya da yapımcı konumuna geçişi deneyin. Bu bir blog açmak da olabilir, el yapımı bir şeyi ortaya çıkarmak da. Elinizden ne geliyorsa. Yaptıklarınızı paylaşın, sadece kendinize saklamayın. Başkalarının fikirlerini alın, dinleyin, yapıcı eleştiriyi kabul etmeyi öğrenin. Her söylenene kulak asmayın tabii ama kulak ardı da etmeyin. 

 

İş yerleri üretken ve yaratan insanlara günümüzde daha fazla değer veriyor, o yüzden sadece bir işi gerçekleştiren (yani verilen görevi yerine getiren) değil, yaratan (bir fikri, projeyi vs...) kişi de olun.

 

Yaratacağınız şeyin işinizle doğrudan alakası olmasına da gerek yok, yeter ki üretin.

 

Kendinize hedefler belirleyin

 

Yukarıda saydığım şunu deneyin, bunu üretin lafları ilginizi çektiyse, devamında bir önerim daha var. Bu saydıklarımı iki gün yapıp üçüncü gün lütfen bırakmayın. 

 

Kendinizi biraz zorlayın ve limitlerinizi görün. 

 

Ben çok kolay sıkılan ve maymun iştahlı biri olarak kendime bazı kriterler belirliyorum. 

 

Her gün -bazen bir kaç gün biriktirerek de olsa- benim için o gün içinde önemli olan ve beni iyi hissettiren ya da canımı sıksa da baş etmeyi başardığım şeyleri başlıklar halinde not alıyorum mesela. 

 

Ya da yukarıda bahsettiğim gibi sabahları çok erken uyanıp 1 saat yürümek -yada sabah yapamadıysam bunu akşam telafi etmek gibi...

 

Veyahut her hafta ProjectPost30 sayesinde daha fazla şey okumak ve düzenli yazı yazma disiplinini oturtmak gibi ...

 

Sınırlarınızı bilmek, özellikle zorunlu olmadığınız, yani yalnızca kendiniz için yaptığınız işlerde kendinizi disipline edebilmek iş yaşamındaki beklentilerinizi ve iş ortamına sunabileceğiniz katkıları da tespit etmenize yarıyor. 

 

Düşünce biçiminizi tek düzelikten çıkarın

 

Gelecekteki en büyük tehditlerden biri yaptığımız bir çok işin robotlara emanet edilecek olması. Bu konuda daha önce de bir şeyler yazmıştım. Bir çoğumuzun yaptığı işler ertesi gün bir robotun ya da bilgisayarın en basit işlevi haline gelebilir.

 

Hal böyle olunca, insanı daha tercih edilebilir ve istihdam edilebilir kılacak şey duygusallığını ve yaratıcılığını öne çıkardığı farklı düşünüş biçimleriyle hareket etmek olacaktır. Bu benim henüz becerebildiğim bir şey değil ama bu konuda kendimizi nasıl geliştirebiliriz buna kafa yormak şart.

 

Umarım hazır bayram tatili de geliyorken,  bu kişisel deha alanını keşfetme adına kendinizce vakit yaratabilirsiniz. 

 

Ben de bir süreliğine terk-i diyar eyliyorum buralardan. 

 

Önümüzdeki günlerde güneşin bambaşka bir açıyla düştüğü şehirlerden sesleneceğim sizlere!

 

Çarşamba günü ise yepyeni bir hikayede buluşmak üzere!

 

PS: Bu haftaki yazıya eşlik eden görsel Serra Behar'ın ilk kişisel sergisi "Hatırlamak"tan. Eserin ismi İlk Akşam Yemeği. Behar, eserlerinde kişilerin, nesnelerin, durumların geride bıraktığı izlere ve bellek kavramına odaklanıyor. Hayatın kurgudan ve ilüzyondan ibaret bir yolculuk olduğunu savunuyor ve "hatırlamak" eylemiyle varoluşsal olarak "yolda olma" haline gönderme yapıyor. Sergi İstanbul Adahan'da yarına kadar görülebilir. 

 

 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Takip edebilirsiniz