November 4, 2019

October 15, 2018

May 28, 2018

Please reload

Son Yazılar

"Alevler İçindeki Kadın" ve Yepyeni bir Kavram: Multipotentialite

March 27, 2017

 

 

 

Küçükken büyüyünce ne olmak istediğinizin sorulduğu zamanları hatırlıyor musunuz? 

 

Mini mini bir, akıllı iki olduğumuz günlerde kalabalık aile, eş ve dost toplantılarına bu yüzden az meze olmadık.

 

Benim kariyer hedeflerim arasında çöpçülük, öğretmenlik ve cumhurbaşkanlığı olduğunu hatırlıyorum misal. Ailem çöpçülük idealimden biraz ürkmüş olmalı ki, daha doğru düzgün cümle kuramazken farklı ülkelerin devlet başkanlarını ve başkentlerini ezbere söylediğim videolarım çekiliyordu.Tabii şimdi farkediyorum, uluslararası ilişkiler okuma idealimin temelinde taa o yaşlarda bana uygulanan "priming"in bir hayli etkisi olmuş :) 

 

Üniversite günleri gelene kadar babamın işi gereği hemen her iki yılda bir yeni bir şehre ya da ülkeye taşınarak geçti hayatım. Neden tek bir evim, duvarlarını istediğim gibi süslediğim bir odam, birlikte büyüdüğüm arkadaşlarımın olamadığını yıllarca anlamakta zorlandığımı, her taşınma döneminde duygusal olarak yıkıldığımı hatırlıyorum.   

 

Ama internetin hayatımızın baş köşesine yerleşmesiyle, mesafeler benim için önemini kaybetmeye başladı.

 

Ailem olmasa dünyanın yalnızca Batı'dan ibaret olmadığını, çok gezmenin ancak çok okumakla mümkün olduğunu bu kadar önce farkeder miydim, emin değilim.

 

Bu göçebe hayat tarzının bana miras bıraktığı temel özelliklerden biri, kimi zaman isteyerek, kimi zaman zorunluluktan çok farklı ilgi alanlarını tek bir bedene sığdırma zorunluluğunu beraberinde getirmesi oldu.

 

Örneğin, yaşadığınız yerdeki okulda herkes müzik dersinde org çalıyorsa, deliler gibi onu öğrenmeye başlardım. Oradan başka bir yere gittiğimde trend flütse, evdeki org işlevini yitiriverirdi. Başka bir ülkede ana diller Kırgızca ve Rusça'ysa onları çözmek zorunda kalırken, bir başka yerde voleybol  ya da tenis oynamak arkadaş edinmemin tek yolu oluyordu.

 

Bu çok alana ilgi duyma hali  üniversiteye başladığımda ve nispeten daha yerleşik bir düzene geçtiğimde de peşimi bırakmadı. Mekanlar değişmese de, kendime yeni meşgaleler bulmakla uğraştım durdum senelerce.  Fransız müzik grubu Paris Combo'nun şarkılarını söyleyebileyim diye Fransızca derslerine mi gitmedim, ya da SuperTramp'in School şarkısındaki piyano solosunu çalmak istediğim için piyanoya mı merak salmadım... Neler neler... 

 

Üniversite eğitimimi diplomat olacağım diye uluslararası ilişkiler üzerine aldım, sonra devletin katı hiyerarşisi ve bürokrasisinin bana göre olmadığını farkedip, önce sivil topluma, ardından özel sektöre ve medyaya merak saldım.

 

Bu kadar çok alana ilgi duymak ve bir kısmında daha iyi olurken, bir kısmını ise daha yüzeysel biçimde hayatımda tutmanın zaman zaman beni rahatsız ettiğini söylemem lazım. Kendime ara ara "benim neden tek bir uzmanlık alanım yok, neden bir işin ustası olamıyorum" şeklinde yüklendiğim oldu.

 

Ama öte yandan zamanla, hayatımda tüm bu ilgi alanları sayesinde pek çok kapının nasıl da açıldığını farketmeye başladım. Örneğin Avrupa Birliği'yle ilgili bir websitesinde diplomasi, uluslararası ilişkiler, yeni medya ve online pazarlamayı bir arada harmanladığım bir işle başladı kariyerim.

 

Şimdi ise iletişim sektörünün pazarlamadan, proje yönetimine, içerik üretiminden, etkinlik organizasyonuna kadar bir çok farklı alanında çalışmaya devam ediyorum.

 

İlgi alanlarım da artmaya devam ediyor bu arada. Kalpten bir sosyal bilimci olarak son yıllarda fen bilimleriyle büyük bir aşk yaşıyorum mesela. Bir yandan kendimi sosyal antropoloji ya da toplumsal cinsiyet eşitliği alanında geliştirmeye çabalarken, öte yandan webtasarımı, kod yazımı, IoT ya da "Science and Cooking" gibi eğitimlerin içinde kaybolurken buluyorum. 

 

Bunları neden anlatıyorum ?

 

Çünkü bir kaç hafta önce bizim gibi insanlara bir isim verildiğini öğrendim: Multipotentialite

 

Türkçeye "çoklu yeti sahibi" diye çevirmiş bulundum ama başka önerileriniz varsa duymak isterim. 

 

Multipotentialite içindeki çoklu potansiyelle barışık olup, her bir ilgi alanından edinilen deneyimle yeni birşeyler ortaya çıkaran, sürekli öğrenen, merak eden, kendini yeni alanlarında geliştirmek isteyen kişi olarak özetlenebilir sanırım.

 

Bu kavram benim karşıma içimde bir tavşanın zıpladığını söyleyen ve geçtiğimiz hafta hikayesini dinlediğiniz Eda sayesinde çıktı, ne kadar teşekkür etsem az ona. Multipotentialite nedir, neler yapar merak ediyorsanız, bu kavramın kitabını yazmış Emilie'den dinlemenizi öneririm. Bu yazının esin kaynağı da ta kendisi:

 

 

 

 (TED sayfasında Türkçe altyazılı versiyonunu da bulabilirsiniz)

 

Konuyla ilgili daha fazla bilgi için Emilie'nin websitesini de lütfen inceleyin. 

 

Antik Çağlarda ve Rönesans zamanlarında da insanların matematik, astronomi, felsefe ve tarih bilgilerini tek bir bedende toplamaya çalıştıklarını biliyoruz. Hatta o dönemlerde ideal olanın bu olduğunu da. 

 

TED konuşmasında Emilie Multipotentialite'ın 3 süper gücünden bahsediyor:

 

- Fikir sentezleme (Farklı alanlardan deneyimleri ve fikirleri bir araya getirerek yeni bir fikir, ürün, proje ortaya çıkarabilme)

- Hızlı öğrenme 

- Uyum yeteneği

 

Bu çok yönlülüğünüz kariyerinize yansıyabilir de yansımayabilir de. 

 

Bence burada önemli olan bir alana ilgi duyup sonrasında ilgimizin kaybolmasının sorun olmadığını farketmemiz. Bir alanda öğrendiklerimiz hayatın bambaşka bir yerinde bazen işimizde bazen özel yaşamımızda bize katkı sunacak çok değerli bir unsur olabiliyor.

 

Burada dinlediğiniz hikayelere dikkat ederseniz hemen hepsinde çok yönlü insanları dinlediğiniz fark edeceksiniz. 

 

ProjectPost30 dahil olmak üzere hayatta en çok işe yaradığım şeyin noktaları ya da insanları birleştirmek, aralarında bağ kurmak olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Noktaları birleştirmek içinse çoklu deneyimlere sahip olmanız şart. 

 

Bu bazen üç beş kelime bildiğiniz İspanyolca sayesinde de olabilir, ya da uzun uzun sohbet ederek önemli bir projeye imza atmanızı sağlayan sosyal antropoloji bilginiz de. 

 

Sizde bir sorun olduğunu düşünmek yerine, arkanıza yaslanmalı ve sürekli yeni şeylere merak duymanın ve öğrenmek istemenizin keyfini çıkarmalısınız.

 

Bu hafta tam da böyle bir kadının hikayesini dinleyeceksiniz. Kendisi 10 parmağını aşan sayıda yetenek sahibi. Ben tanıştığıma çok memnun oldum, eminim siz de hikayesini dinlediğinizce aynısını hissedeceksiniz.

 

Çarşamba görüşmek üzere !

 

Gökşen 

 

PS: Bu hafta sanat eseri olan yine Dali'yi seçmek istedim. Geçtiğimiz hafta Amsterdam Modern Sanat Müzesi Moco'da onun "Alevler içindeki Kadın" (Woman Aflame) heykeline denk geldim. Bu heykel Dali'nin çok sık kullandığı kadın figürlerini ve ateşi bir araya getiriyor. Alevler kadının kendine özel hayatını ve bilinç altındaki o gizli arzunun yoğunluğunu, kadın vücudundaki raflarsa her biri gizli kalmış sırları temsil ediyor. Bana kalırsa o her bir raf kadının kendi içindeki farklı potansiyellere karşılık geliyor :)) Heykelin suratsız olmasının da bir anlamı var. Bu eser Dali'nin tüm kadınlara armağanı. Ona göre bir kadının esrarengiz halleri onun esas güzelliğini ortaya koyuyor.

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Takip edebilirsiniz