Search
  • Gökşen Çalışkan

Geç Çiçek Açma Sanatı


Aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, bazı alanlarda değişimin hala ne kadar yavaş ve bir o kadar arpa boyu olduğunu görmek şaşırtıyor.


Toplumsal cinsiyet eşitliği (TCE) bunlardan biri mesela; yani kadın-erkek ayrımı olmaksızın herkesin hayatın her alanında eşit fırsatlara sahip olması. Belki bugünler, dünyada cinsiyet eşitliğinde geldiğimiz en ileri nokta. Resme daha derinden baktığımızda ise, dünyanın en medeni topraklarında dahi durum içler acısı.


TCE konusundaki kamu spotumu bir kenara bırakırsak, sizlerle konuşmak istediğim bir başka konu "başarı" kavramına ve bunun zamanlamasına bakışımız.


Yalnızca büyüklerimize değil, akranlarımıza sorduğunuzda dahi bir çoğumuz için başarının ana kriteri hala eğitim ve iş hayatında sürekli artan bir ivmeyle, mümkünse rotadan sapmadan yükselme. Devamında evlilik, çocuk, mal mülk vs... Atladığım adımlar olabilir tabii.


Bu tanımın dünyanın neresinde yaşadığınızla da çok alakası yok, en azından benim deneyimim o yönde.


Genel geçer yol haritasından şaştığınızda, ya da belirli bir yaşa ulaştığınızda (ki bu genelde 30lar oluyor) yukarıdaki adımlar bir bir gerçekleşemiyorsa çok kolay bir şekilde "dikiş tutturamamakla" ya da "bir baltaya sap olamamakla" eleştirilmeniz an meselesi.


Geçtiğimiz günlerde işle alakalı bir etkinlikte bir arkadaşıma denk geldim.  Laf lafı açtı, konu ortak bir başka arkadaşlarımızdan açıldı. İsmi diyelim ki "Can" olsun.


Can,  ailesinin ona sunduğu imkanlara, iyi eğitime rağmen nedense okulda bir türlü kendisinden beklenen başarıyı gösteremedi. Düşe-kalka iktisat okudu. Sonrasında ise yineyeniden aile zoruyla ve çevre baskısıyla ardı ardına farklı işlere girdi; kimi zaman yaptığı işi sevmedi, içine sinmedi, kimi zamansa karşısına çıkan haksızlıklara ya da hatalı davranışlara tahammül edemedi. Ya işten çıkarıldı ya da kendisi istifa etti. Sonuç olarak otuzlu yaşlarının sonuna kadar kıt kanaat geçindiği bir hayat tarzına sahip oldu. Haliyle ailesi ve biz arkadaşları da onun için tam gaz endişelenmekten helak olduk.


Aynı Can, 40'ına bir kala fotoğrafçılığa gönül verdi. Eğitimini aldı ve fotoğraf çekimlerinden para kazanır oldu. Geçtiğimiz hafta Can'ın kulaklarını çınlatma nedenimiz ise onun kısa zamanda yeni iş alanında kazandığıyla "başarıydı".


Eminim sizin de hayatınızda Canlar vardır, ya da belki Can sizsinizdir.


******


Harvard Business Review (HBS) websitesinde "The Art of Blooming Late" başlıklı bir makaleye denk geldim. Türkçe'ye birebir çevirirsek "Geç çiçek açma sanatı" olur sanırım.


Makale, iş hayatında görece "geç yaşlarda" büyük başarı yakalayan insanlardan bahsediyor. Mozart'ın en iyi eserlerini ölmeden önceki birkaç yıl önce bestelemiş olması, Aristoteles'in kendisini yazmaya ve felsefeye neredeyse 50 yaşındayken adaması, start-up kurucularının yaş ortalaması 45 olması ve daha nice hikaye...


Bunlar çok nadir hikayeler diye düşünebilirsiniz. Ne de olsa günlük hayatta karşı karşıya kaldığımız hikayeler, izlediğimiz haberler bize başka bir hikaye anlatıyor. 20 yaşında üniversiteyi bırakıp Facebook'u kuran Zuckerberg mesela... Forbes'un, MIT'nin 30 yaş altındakiler için açtığı yarışmalar, başarı listeleri vs....


Ama sizden ricam, bir dakika durmanız ve filmi geriye sarmanız. Kendinizden ve yakın çevrenizden başlayabilirsiniz.


İcra etmekte iyi olduğunuz ve aynı zamanda sizi iyi hissettiren iş alanını bulmanız ne kadar zamanınızı aldı?


Kim çocuk yaşlarında hayattan ne istediğini çok iyi bilip o yolda genç yaşta çok başarılı oldu?


Çoğumuz hayattan ne istediğimizi bilmeden, eğitim biter bitmez bulduğumuz ilk işe başlayıp, farkında olmadan yıllarımızı geçiriyor, bir alanda uzman olurken aslında kişisel tatminden giderek uzaklaşıyoruz. Tüm huzursuzluğa rağmen bir şekilde girdiğimiz yolu sürdürme gayretindeyiz.


Eğer bu yolu -toplum baskısına rağmen- reddetmeye ve başka alanlar keşfetmeye cüret edersek de "dikiş tutturamamakla" suçlanıyoruz.


Beni şaşırtan şey, çevremde benzer bu kadar çok vaka olmasına rağmen; ne eğitim sistemi, ne iş hayatı ne de toplumun kendisinin bu sorunu masaya yatırmak istememesi.


HBS makalesinde bahsi geçen yazar Edith Hall, Aristo'nun Yolu isimli kitabında Antik Çağ filozoflarının iyi bir hayatı; öncelikle yetenek ve becerilerin farkında olmak (dynamis), sonra ise elimizdeki kaynaklarla bu beceri ve yeteneklerin nimetlerinden yararlanmak (energia) olarak tanımladıklarından bahsediyor.


Yeteneklerimizi keşfetmek ve potansiyelimize ulaşmak adına çaba göstermiyorsak, tatminsiz hissetmemiz doğal. Sonuç olarak kendimize, ve çevremize hatırlatmamız gereken birkaç şey var:


  1. "Başarı" sözcüğünü geçmişin kalıplarından kurtarıp, yeniden tanımlamalıyız.

  2. Yapmakta iyi olduğumuz ve yaparken keyif aldığımız, emeğimizin karşılığında maddi ve manevi tatmine ulaştığımız herhangi bir işte bence başarıya ulaşmışız demektir.

  3. Başarıya giden yolun sürekli yükselen bir okla simgelenmediğini, genç yaşta parlamak zorunda olmadığımızı, farklı alanlarda deneyim kazanarak potansiyelimizi ileri yaşlarda keşfetmenin,  özetle "geç yaşta çiçek açmanın" normalleşmesi için çaba göstermeliyiz.

  4. Bu normalleşme sürecinde her birimizin yolculuğunun bir başkasınınkiyle kıyaslanamayacak kadar özgün olduğunu aklımızda tutmalıyız.

  5. Bu bakış açısının yaygınlaşması ve normalleşmesi için çaba göstermeli ve toplumsal hayatın her alanında farkındalık yaratacak adımlar atmalıyız.


PS: Tam bu satırları yazarken, canım Ece, düşündüklerimden ve yazdıklarımdan habersiz, ona ProjectPost30u hatırlattığı için, benimle bir link paylaştı. Yazar ve yapımcı Melissa Hunter geçtiğimiz haftalarda Twitter takipçilerinden orta yaş başarı hikayelerini paylaşmalarını istemiş. Sonuçlar harikave ilham verici!


Aralarında 50sinden sonra ilk romanını yayınlayan, 47 yaşında hukuk okumaya başlayan, 40ından sonra iç mimar ya da tasarımcı olan insanlar var. Kesinlikle bir göz atın...


Ayrıca konu ilginize çektiyse, "Geç Çiçek Açanlar" (Late Bommers) kitabına da göz atabilirsiniz.



386 views