Search
  • Gökşen Asia

Reddedilmekle baş etmek


Bu haftasonu Brüksel'e baharın gelişini eş-dostla birlikte açık havada bol bol güneşi selamlayarak kutladık.

Şehre yeni gelen biriyseniz, hele de Güney ülkelerinden geliyorsanız, yeni tanıştığınız insanlarla yaptığınız muhabetlerin başında hava durumu ve bununla nasıl baş ettiğiniz geliyor. Benim için yanıt çok basit: BAŞ EDEMİYORUM!

Çocukluğumdan bu yana yarı göçebe bir hayat yaşayıp, ülke içinde ve dışında bir çok yer gezmiş biri olarak, birincil enerji kaynağımın güneş olduğunu ancak onun yokluğunda net bir şekilde idrak ediyorum. Maalesef hayatımızdaki güzellikleri kaybetmedikçe yeterince takdir etmiyor, hakkını veremiyoruz.

Neyse, çocuklar gibi şen olduğum bu haftasonunda bir ara muhabet bir şehri en çekici ve yaşanılabilir kılan şeylerin neler olduğuna geldi. Benim cevabımı tahmin edersiniz. Gördüm ki, diğer arkadaşlarımın hemen hepsi için birincil koşul o şehirde yakın arkadaşlarının olması, kimsenin hava durumunu umursadığı falan yok.

Şehirdeki en yakın arkadaşlarıyla nasıl tanıştıklarını, nasıl daha yakın ilişkiler kurduklarını sormadan edemedim. Hemen hepsinin cevabında ortak olan nokta, havaların nispeten daha iyi olduğu günlerde birlikte geçirdikleri uzun vakitler sayesinde arkadaşlıkların derinleştiğiydi.

Bir şehrin yaşanılabilirliğinde sahip olduğunuz sosyal çevrenin önemi elbette yadsınamaz, ama o zaman şehri değil insanları merkeze alarak ölçüm yapmış oluyorsunuz. Sonuç olarak ben mesajımı ilettim, alanlar aldı :)

İnsanın en mucizevi yönlerinden birisi her ortama adapte olma yeteneği. Bir yandan ürkütücü ama öte yandan iyi ki de böyle.

Benim hayallerim hep sıcak denizlerin olduğu yerlerde, denize girmeyi çok sevdiğimden değil, kemiklerimin güneşle ısınmasını istediğimden. Sıcak denizlere temelli ne zaman hangi koşullarda ulaşırım bir fikrim yok. O yüzden şimdilik ara ara fırsat buldukça minik kaçamaklarla yetiniyorum.

Geçtiğimiz haftasonu da Avrupa'da en sevdiğim şehirlerden biri olan Barselona'daydım. Size başka bir zaman uzun uzun Barselona güzellemesi de yaparım. Bu seferlik, son gidişimde dikkatimi çeken bir konudan bahsedeceğim.

Barselona'da, çoğunluğu yaratıcı endüstrilerde çalışan bir arkadaş grubum var; yani müzik, tasarım, görsel sanatlar, spor gibi... Her ne kadar bu sektör için bir cennet konumunda olsa da, yalnızca Avrupa'dan değil, -dil avantajı sebebiyle- Kuzey ve Güney Amerika'dan çektiği göç sebebiyle de rekabetin çok kızgın olduğu bir şehir. Ülkenin (İspanya) ekonomik koşulları da göz önünde bulundurulduğunda, gençler için şehir bir yanıyla hayalleri süslerken, öte yandan hayal kırıklıklarını da içinde barındırıyor.

Sohbetlerimizden birinde konu, kıyasıya rekabet ortamında, örneğin iş, proje, sergi vs. başvurularında üst üste reddedilmeye ve bunun kişinin performasında ya da motivasyonunda yarattığı kırılıma geldi.

Reddedilmek, aslında hayatımızın hemen her alanında karşı karşıya kaldığımız ya da kalabileceğimiz bir durum. Kabul edilmemek, tercih edilmemek, istenmemek, beğenilmemek ya da terk edilmek... Bu blogda mevzuyu o kadar derinlere indirmeyeceğim tabii :)

Konuya iş yaşamı açısından bakacak olursak, reddedilmeyi iki temel alanda gözlemlemek mümkün:

Yaptığınız işin bir parçası olarak reddedilmek

İş geliştirme ve satış odaklı alanlarda çalışıyorsanız, proje başvuruları yapıyorsanız, ihalelere giriyorsanız, girişiminiz için yatırımcı arıyorsanız, ya da kurumunuzun haberlerinin basında yer alması için gazetecileri ikna etmeye çalışıyorsanız...

Hangi alanda olursa olsun, ürününüz ne kadar iyi, kaliteli olursa olsun; ulaştığınız, işinizi, derdinizi anlattığınız herkesten olumlu sonuç almanız pek olası değil.

Hal böyle olunca reddedilmek işinizin doğal bir parçası olmak durumunda. Sizin de bununla bir şekilde baş etmeniz gerekmekte.

İş arkadaşlarınız tarafından reddedilmek

Burada birlikte çalıştığınız insanlarla olan iletişimizde karşılaştığını duvardan bahsediyorum. Ekibin bir parçası olamamak ya da bazen kilit bir kişi tarafından hoşlanılmama durumu (Önemli bir not olarak, bu yazıda mobbingi ele almıyorum).

İster bir insan tarafından, ister bir kurum tarafından olsun, tercih edilmeme ya da reddedilmeyle baş etmek çok kolay değil. İşinizi, kariyerinizi değiştirdiğiniz yeni alanda ve yeni ortamda reddedilme ya da ilk etapta kabul edilmeme vakalarıyla karşı karşıya kalmanız ise çok olası.

Peki bu hissiyatla baş etmede neler işe yarayabilir? Aşağıda kendi yöntemlerimden bahsediyorum:

Kendime önemli not: "Herkes beni sevmek zorunda değil"

Hayatımız boyunca yaptıklarımızla büyüklerimizden, dostlarımızdan onay ya da aferin almaya, takdir görmeye o kadar alışmışız ki, birilerinin bizi beğenmediği, istemediği, onaylamadığı durumlarda sudan çıkmış balık gibi olabiliyoruz.

Bu durumla baş etmeye her zaman olduğu gibi farkındalıkla yaklaşmak lazım sanırım.

Herkes tarafından sevildiğiniz bir dünya maalesef yok. Önce bu fikre alışmak lazım.

Yaptığınız işte çok başarılı olabilirsiniz, maddi-manevi büyük bir emekle yepyeni bir alana geçiş yapmış olabilirsiniz, piyasada olmayan bir ürünü, projeyi hayata geçiriyor olabilirsiniz. Ama bu her konuyu anlattığınız kişi tarafından beğenileceğiniz ya da tercih edileceğiniz anlamına gelmiyor. Kimi zaman gerekçesi saçma bile olsa, bambaşka bir kişiyle çalışmak daha doğru gelebiliyor kimi insanlar için. Bu noktada aşağıdaki önerime kulak verebilirsiniz:

Sorun sadece sizde değil

Neden reddedildiğinizi ya da hoşlanılmadığınızı anlamak her zaman kolay olmayabilir ama aklınızın bir köşesinde tutun ki sorun sizde olmayabilir.

Yakın bir arkadaşım bir kaç aşamalı bir iş görüşmesinin son aşamasına geldikten sonra şirketten uzun süre yanıt alamamıştı. Kendi girişimiyle sonucu danıştığında ise gelen yanıt efsaneydi: "Biz en iyi adayla değil, en uygun adayla çalışmaya karar verdik".

Umarım mevzuyu özetleyebilmişimdir.

Her şey algıda bitiyor

Siz kendinizden, yetenek ve yetilerinizden ne kadar emin olursanız olun, olay bildiklerinizi nasıl aktardığınızda değil dışarıdan nasıl algılandığınızda bitiyor. Belki farkında olmadan takındığınız bir tavır, kullandığınız bir kelime karşınızdaki insanlar tarafından farklı yorumlanıyordur. Eğer benim gibi çok kültürlü bir ortamda çalışıyorsanız, karşınızdaki kişinin kültürel, siyasal vb. arkaplanı da sizin geldiğiniz kültürü tolere etmede yeterince iyi olmayabilir.

Önerim yakınlarınızdan tavsiye almanız. Yaşadığınız vakaları paylaşarak, arkadaşlarınızdan ya da büyüklerinizden tavırlarınızı objektif biçimde gözlemlerini ve yorum yapmalarını isteyebilirsiniz.

Sevdiğiniz ve sevildiğiniz insanlarla geçirdiğiniz zamanı artırın

Reddedilme, beğenilmeme ya da terk edilme gibi durumlarda insanın yaşadığı duygusal acının fiziksel acıya eş değer olduğunu biliyor muydunuz? Bu yüzden hafife almamak lazım.

En iyi ilaçsa güzel güneşli bir hava kadar, o havada dostlarınızla ya da ailenizle birlikte geçireceğiniz vakit. Sizi, değerinizi size hatırlatacak insanlarla paylaştığınız zaman gücünüzü toplamanıza büyük katkı sunacak.

Yeni bir ortamın parçası olmak ya da yeni anlaşmalara projelere imza atmak kolay değil.

Zaman zaman reddedilmekle ya da kabullenilmemekle karşı karşıya kalmanın kişisel gelişim açısından sağlıklı olabileceğini aklınızın bir köşesinde tutun. O yüzden başınıza geldiğinde panik olmadan, bahsettiğim ya da bildiğiniz başka yöntemleri deneyebilirsiniz. Ama baktınız bir gelişme olmuyor, bu durumda iki seçeneğiniz var:

- Umursamadan hayatınıza devam etmek

- Yaptığınız işi ya da bulunduğunuz ortamı yeniden gözden geçirmek ve belki de değiştirmek

Sonuç olarak her ikisinin gücü de sizde.

PS: Yazıya eşlik eden görsel Barselona duvarlarından, "Amor" yani aşkın üstü çizilmiş :)


186 views