Search
  • Gökşen Asia

Hayatlarımızın altı üstünden daha güzel olabilir mi?


Tanıdığım inançlı ya da herhangi bir Tanrıya, dine, öğretiye inanç beslemeyen tüm insanlar ortak bir noktada buluşuyor. Hepimizin içinde öyle ya da böyle, bir enerjinin hayatlarımızın şekillenmesine etki ettiğine ilişkin bir hissiyat var.

Ben ibrenin biraz daha agnostik tarafındayım.

Mevzumuz bu değil tabii.

İster bir dine inanın, ister bir öğretiyi hayatınızda uygulayın, isterseniz bunların hepsine şüpheyle bakıp sorgulayın. Bir tutam daha huzurlu olmak için her birimiz hayatımıza kimi ritüeller katıyoruz.

Örneğin ben, bazı insanların hayata, evrenin işleyişine yönelik kurduğu cümlelerden etkileniyorum ve besleniyorum. Onları tekrar ederek, defterime not düşüp ara ara okuyarak garip bir huzur buluyorum. Bazen aklımdan geçirdiklerimi, benden önce söze ya da yazıya dökmüş birini gördüğümde kıskanıyorum. Sırf bunun için Evernote'da bir "Alıntılar" klasörüm var 😃

Geçenlerde Dalai Lama'nın şu sözlerine denk gelince kalbim ağzımdan fırlayacak gibi oldu mesela. Eğer her sabah kalktığımda bir dua edeceksem, bundan daha güzelini bulamam diye düşündüm. Elimden geldiğince Türkçeleştirmeye çalıştım ama, orjinalini de yazının sonuna ekledim, belki bakmak istersiniz.

*"Her sabah uyandığınızda, "Hayatta olduğum için şanslıyım", diye düşünün.

Hayatım kıymetli, onu boşa harcamayacağım.

Tüm enerjimi kendimi geliştirmek, kalbimi başkalarına açmak, tüm canlıların yararına aydınlanmaya ulaşmak için kullanacağım.

Başkalarıyla ilgili nazik düşüncelerim olacak; sinirlenmeyeceğim ya da onlar hakkında kötü düşünmeyeceğim ve başkalarına elimden geldiğince fayda sağlayacağım."

Geçen hafta size hayatımın önemli bir değişim sürecinden geçtiğinden bahsetmiştim. Bugünümü anlatabilmek için sizleri iki ay öncesine götürmem gerekiyor.

Yaz sonundaki son seyahatimde bir gün yolda yürürken, esen rüzgarda dalgalanan bir Avrupa Birliği bayrağı takıldı gözüme. Hatta bir süre uzaktan izledim, üstüne bir de yandaki (eğer mobil telefonunuzdan okuyorsanız yukarıdaki) fotoğrafını çektim. Nedensizce...

Bilmeyenler için dip not düşeyim; eğitim ve iş hayatımın büyük bölümünü Avrupa Birliği'yle bağlantılı medya ve iletişim projeleriyle geçirdim. Gerek aldığım bireysel kararlar, gerek son bir kaç yılda Türkiye ve AB arasında yaşanan gerilim, tablonun biraz değişmesine neden oldu. Ben de ister istemez farklı alanlara kaymaya başladım.

O gün gözüme takılan AB bayrağının hissettirdiği şey, garip bir üzüntü haliydi anlayacağınız. Kariyerimi üstüne inşa ettiğim ana sütunun çökmesi, ister istemez "Yanlış ata oynamışım"ın hayal kırıklığını yerleştirdi içime.

O buruklukla yürümeye devam ettim.

Ama devamında enteresan bir şey oldu.

Aradan bir saat geçtikten sonra telefonuma bir mesaj geldi. Avrupa Birliği'nin başkenti Brüksel'den, eski bir iş arkadaşımdan.

Mesajın içeriğini görmeden tüylerim diken diken oldu haliyle.

Sizi detaylara boğmayacağım.

Birbiri ardına gelen-giden mesajlar ve telefon görüşmeleri sonucunda Eylül ayının ortası itibariyle bir dönüm noktasında buldum kendimi.

Sonuç olarak, bir süre Brüksel'de yerleşik olmamı gerektiren bir düzene geçmeye karar verdim. Bu süre 2 ay mı olur, 2 sene mi henüz ben de bilmiyorum. Sınırları henüz çizilmemiş; nereden başlayıp, nerede biteceği bilinmeyen bir akışın içerisine, Türkiye'de sahip olduğum maddi-manevi imkanları bir kenara bırakarak çıkıyorum bu yola.

Son günlerin koşturmacası içinde yalnız kaldığım ilk anda da şu soruya gitti aklım:

"10 yıldır ellerimle inşa ettiğim düzeni tümüyle alt-üst etmek nasıl da yalnızca 1 ayımı aldı!"

Sonra hatırladım, bunun bir benzerini lisansı bitirdiğimde de yapmıştım. Tam yüksek lisans için Ankara'dan İstanbul'a yerleştim dediğim noktada, 15-20 gün içinde apar topar Londra'ya gitmiştim, sırf bir burs kazandım diye. Elbette o zaman riskler çok daha azdı, daha öğrenciydim ve hayat henüz başlamamıştı.

Belli ki hayatın ne zaman, nerede başlayacağı belli değil. Zaten tam da böyle yaşanıyor; ani kararlarla ve seçimlerle ...

Sonra açtım yine Evernote'daki Alıntılar klasörümü. Duruma uygun Şemsi Tebrizi'nin şu sözlerini okuyunca bir nebze daha rahatladım:

"Değişime karşı koymak yerine , ona teslim ol. Bırak yaşam sana karşı değil Şen’inle olsun. Eğer ; ” hayatım ters yüz oldu” diye düşünüyorsan , tersinin yüzünden daha iyi olmadığını nerden biliyorsun ? ”

İnsanın sevdiklerinden uzak kalmayı göze alması, kurulu düzenini bozması gerçekten kolay değil. Binbir bilinmezliği yalnızca önüme alarak değil, ardımda da bırakarak yola koyuluyorum. Önce bir çıkalım, her şey önünde sonunda olacağına varır, mantığıyla.

Bu değişikliği son dakikaya kadar çok az insanla paylaştım; bir yanıyla büyütülecek bir mevzu olmadığı için, öte yandan konuyu açtığımda "Kaç, kurtul buralardan" şeklinde aldığım yaygın tepkiden rahatsızlık duyduğum için.

Buraya da notunu düşmüş olayım. Çok şanslıyım ki, şu yaşıma kadar her türlü soruna, toplumsal rahatsızlığa rağmen hiçbir yerden kaçıp kurtulmayı gerektiren bir hayatım olmadı benim. Türkiye'nin ya da dünyanın neresinde, hangi koşullarda yaşadıysam kendime özgü bir evren yaratmayı ve onun içinde huzuru bulmayı hep bir şekilde başardım. Her gittiğim yerde çok çalıştım, çok güzel insanlar tanıdım, çok sevdim, sevildim. Yardım etmeyi bildim. İhtiyaç halinde yardım istemeyi; üzüldüğüm, hayal kırıklığına uğradığım zamanlarda da affetmeyi, unutmayı, kin tutmamayı öğrendim. Her yerde inanılmaz dostluklar biriktirdim. Son günlerde de bu sevgiyi iliklerime kadar hissediyorum.

Hayatımın bu döneminde beni bu değişime iten nedenlerin başında elbette ProjectPost30 geliyor.

O değişimin verdiği korku ve endişeyle karışık adrenalini, sonucunun nasıl olacağını bilememenin verdiği belirsizlik, güvencesizlik ve tek başınalık duygusunu bu kez farklı bir boyutta yaşamak istedim. ProjectPost30'da dinlediğimiz hikayelerden, sizlerden gelen mesaj ve yorumlardan aldığım ilhamla, güç ve enerjiyle...

Özetle ProjectPost30 sayesinde hepinizin benim şu anki değişim hikayemde payı var.

Brüksel'de de yine medya ve iletişim sektöründe, ilk etapta Türkiye-AB ilişkilerinden bağımsız bir pozisyonda sevdiğim işleri yapmaya başlayacağım. Devamında neler olacak birlikte göreceğiz :)

Hayat hiç beklemediğiniz anda sürprizler çıkarıyor karşınıza, doğru. Sonu iyi mi olur, kötü mü kestirmek güç tabii. Ama önemli olan bir karar vermek ve sonuçlarının sorumluluğunu alabilmek.

Yazının başındaki sözler bu yüzden çok etkiledi beni sanırım. Hayatlarımız gerçekten kıymetli, boşa harcamamak ve sahip olduklarımıza minnettar olmak lazım.

Bu geçiş döneminden ProjectPost30 da biraz etkilendi haliyle. Aylardır her hafta bir kaç tane yaptığım söyleşiler kesintiye uğradı. Bu hafta itibariyle elimdeki son söyleşiyi sizlerle paylaşacağım. Bu söyleşiyi özellikle bugüne sakladım, içinde şu zamana kadar konuştuğumuz, parça parça dillendirdiğimiz her konu var.

Bundan sonra söyleşilerimizi fırsat buldukça Skype üzerinden kaydedip, yayınlayacağım.

Blog yazılarına ara vermemek içinse elimden geleni yapacağım. Bu değişimin bendeki yansımalarını biraz daha detaylı anlatabilirim belki, tabii okuduğum öğrendiğim ek bilgilerle birlikte.

Bir başka hayalim daha var biliyorsunuz, yabancıların hikayelerine yer verebilmek. Denk geldikçe bu hikayeleri de dinleyip paylaşmaya başlayabilirim. Bunun için Brüksel'den daha kozmopolit bir şehir düşünemiyorum 😃

Son olarak bu değişim yolunda en büyük destekçim olan canım dostum Elif'e teşekkür etmem lazım. Bundan on sene önceki macera sırasında hayatıma girmişti. O gün bugündür, şehirler ve ülkeler arası mesafeler vız gelircesine gönüllerimiz bir. Onun iş bitiriciliği ve yönlendirmeleri olmasaydı, bu kaosu nasıl yönetirdim bilmiyorum.

Konuyu bilen tüm dostlarım iyi dilekleriyle uğurladılar beni.

Tabii babam da her zamanki gibi şeytanın avukatlığını yaparak, tüm tanıdıklarını seferber ederek desteğini esirgemedi. Kardeşim ise zaten hep yanımda oldu.

Birlikte çalıştığım büyüklerimin desteğinin hayattaki bir başka büyük kazanımım ve şansım olduğunu bir kez daha anladım. Onlarsız bu serüven zaten olamazdı.

Ah bir de son olarak; hızlandırılmış, eğlenceli Fransızca dersleri için Emre'ye teşekkür etmem lazım. Sayesinde öğrendiğim 3-5 cümlelik Fransızca'yı adeta Belçika'da doğmuş gibi telafuz ediyorum. Henüz devamı yok, ama o da yakındır.😃

Özetle bende havadisler bu şekilde.

Çarşamba günü yeni hikayede buluşmak üzere!

PS1: *Yazının başındaki Dalai Lama sözlerinin orjinali:

"Every day, think as you wake up, today I am fortunate to be alive, I have a precious human life, I am not going to waste it. I am going to use all my energies to develop myself, to expand my heart out to others; to achieve enlightenment for the benefit of all beings. I am going to have kind thoughts towards others, I am not going to get angry or think badly about others. I am going to benefit others as much as I can.”

PS2: Yazıya eşlik eden görsel Brüksel'deki MIMA'nın (Millennium Iconoclast Museum of Art) Art is Comic isimli sergisinde eserleri yer alan Belçikalı sanatçı Brecht Vandenbroucke'ye ait.

#dalailama #şemsitebrizi #brüksel #mima

242 views