Search
  • Gökşen Asia

Hatasız hayatların idealiyle yaşamak


Konumuz kariyer değişimi, malum. Böyle bir arayış içinde olduğunu söyleyen ama henüz ne yapmak istediğini bilmeyenler için kurulan ilk cümle genelde; "Her şeyden önce kendini dinlemeli ve tanımaya çalışmalısın. Sonrasında ne istediğini anlaman daha kolay" oluyor.

Ben de birkaç aydır dilime doladım bu "kendini dinleme, tanıma" mevzusunu. Ne kadar geniş br alanı kapsadığını bilsem de, kendi ve yakın çevremdeki hikayelere baktığımda doğruluk payı olduğunu net biçimde fark ediyorum. Aksi halde zaten işim olmaz.

Buradaki esas mevzu tabii ki, bu kendini dinleme işini nasıl yapacağınızda.

Ara ara bahsi geçiyor; (her ne kadar şu sıralar aksatsam da) ben "kendimle baş başa kalma ve kendimi dinleme" olayını sabah erken saatlerdeki yürüyüşler sırasında yapıyorum mesela. Kimi tanıdıklarım meditasyonla yapıyor. Bazen gün içinde yalnız kaldığımda kendi kendime konuştuğum da oluyor. Bu konuşmalar bazı geceler sayıklamalara dönüşüyor :) Bu sayıklamaların bir kısmını gerçekten hatırlıyorum bu arada.

Her ne şekilde olursa olsun, insanın kendini dinlemesi, zihninden çıkanları yüksek sesle dillendirmesi ve bir şekilde kayda almasının (günlük, not, ses kaydı vs...) önemli olduğunu düşünüyorum. Hayattan genel olarak ne beklediğinizi anlamak gibi geniş bir açıdan bakmaktan tutun; size nelerin iyi ya da kötü geldiğine, yapacağınız işten beklentinize, kimlerle arkadaş, eş olmak istediğinize ya da istemediğinize kadar, bir çok noktada size yol gösterici olacağına emin olabilirsiniz.

Diyelim ki günlük koşturmaca içinde boş vakit buldunuz, hülyalara daldınız, kendi kendinize konuştunuz, sayıkladınız; bir şekilde ne istediğinizi, hayattan neler beklediğinizi de netleştirdiniz ve adım atmaya başladınız.

Bu noktada kendim de dahil olmak üzere zaman zaman içine düşülen bir yanılgı olduğunu farkediyorum.

İnsanın kendini daha iyi tanıması, hatasız ve "mükemmel" bir hayatın anahtarıymış gibi düşünülüyor. Yani "Madem ben kendimi bu kadar dinliyorum, bu kadar çok anladığımı düşünüyorum, o halde attığım adımlardaki hata oranımı da sıfırlamam lazım" düşüncesine kapılabiliyoruz.

Ama gerçekten öyle mi...

Yani hayatı hatasız yaşamak mümkün mü?

Ya da...

Hayatı sıfır hatayla, mükemmel yaşamaya çalışmak şart mı?

Her iki sorunun bendeki cevabı, tabii ki hayır...

Ama işte insanın bunu kendine anlatması o kadar kolay değil.

Kendi adıma orta yolu nasıl buluyorum derseniz.

Hatasız yaşama çabasından ziyade, bir hata yaptığımı ya da yanlış bir karar aldığımı düşündüğüm noktada bunun sorumluluğunu ne kadar alabildiğimle tartmaya çalışıyorum kendimi. Eğer sorumluluğu sahiplenmede sorun yaşamıyorsam o zaten hata hanesinden çok deneyim hanesine yerleşiyor :)

Sonuç olarak yanlış yapmak, hataya düşmek, saçmalamak ne kadar da hayatımızın içinde... Hatta bizatihi hayatın ta kendisi . Tabii sürekli aynı hataya düşmediğinizi varsayıyorum tüm bunları yazarken :) Öbür türlüsü bu yazının konusu değil.

Aylardır kariyeriyle birlikte tüm hayat düzenini değiştiren insanların hikayelerini yayınlıyorum ProjectPost30'da. Yayınlarken, kendime de bir dizi ders çıkarıyorum haliyle.

Her ne kadar şu zamana kadar yer verilen hikayelerin hemen hepsi başarı hikayeleri olsa da, biliyorum ki başarıya giden o yol, binbir başarısızlığı ve düşüşü de içinde barındıyor. Bu düşüşler aslında başka çıkışların ve başarıların tohumları oluyor çoğu zaman. Ama içindeyken ne yazık ki fark edemiyoruz.

Bugün bu konuda içimi dökmek istememin nedeni de biraz bu. Seçimlerimizin sonuçları başarılı olmadığında, bu süreçle nasıl başa çıkabiliriz?

Böyle bilmiş biçimde öneriler paylaşacağımı düşünmeyin, bunun sihirli bir formülü var mı bilmiyorum. Ama yine de aşağıdaki gibi düşüncelere yoğunlaştığımda en azından ben kendimi daha iyi hissediyorum. Belki size de faydası olur.

"En azından bir adım atmış oldum"

Dile dökmekten keyif aldığım bir cümle var: "Bir işi yapmadığım için pişman olmaktansa, yapıp pişman olmayı tercih ederim" . Gerçekten bir konuda adım attığınız kadar varsınız. İstediğiniz kadar kağt üstünde yazın, çizin, planlayın, uygulamada tek bir noktayı hayata geçiremediyseniz zaten anlamı yok. O yüzden adım atmak hep daha değerli, sonucu ne olursa olsun. Adım atıp hata yaptığınız için kendinizi cezalandıracağınıza, sessiz kaldığınız için kendinize kızabilirsiniz :)

"Başarıya yorulmadan ya da acı çekmeden varılmıyor"

Derdiniz öğrenmekse, deneyim kazanmaksa, bunun elinizi taşın altına koyarak, bazen de düşe kalka olduğunu unutmamak lazım.

Benjamin Franklin'in bir sözüydü sanırım "Bana anlat, unutayım; bana öğret, hatırlayayım, bana yaptır, öğreneyim".

Küçükken kardeşim sürekli ocağın altının yanık olduğu sırada elini uzatırdı ve annem de "aman oğlum sakın" der dururdu. Bu uyarılar hiçbir davranış değişikliğine neden olmadı onda, ta ki gerçekten parmaklarını yakana kadar.

Birebir yaşamadan hayattan ders çıkarmak çoğu zaman kolay değil. Bu nedenle öğrenmek için değişime kucak açmak ve gerekirse elimizi yakmak şart.

"Geriye baktığımda rutin bir hayat yaşamış olmak istemiyorum"

Siz bu "rutin" kelimesinin yerine istediğinizi koyabilirsiniz. Önemli olan neyi istediğinizin yanı sıra neyi istemediğinizi de fark etmek.

Rutin olmayan bir hayat da ister istemez sınırlarınızın dışına çıkmayı gerektiriyor. O yüzden attığınız adım istediğiniz sonucu doğurmasa da emin olun o rutinin döngüsünü bir şekilde kırmış oluyorsunuz.

Bu açıdan bile takdire şayan :)

Özetle, kariyer değişiminde korku ve endişelerinizin olması çok normal. Sonucun nereye varıyor olduğunu bilemeseniz ya da istediğiniz yönde ilerleyemeseniz bile attığınız adımın ne kadar değerli olduğunu kendinize sık sık hatırlatın. Hatasız, mükemmel bir hayatın idealinde koşmaktansa, kendinize acımasızlık etmeden yolda aldığınız derslere odaklanmak daha anlamlı.

PS: Yazıya eşlik eden görsel, Elgiz Müzesi'nin terasında sergilenen Mahmut Aydın imzalı Kadın Don Kişot eserinden

#benjaminfranklin #hata

0 views