18

EKİM
2017

Hafta başında "ikigai" kavramından bahsetmiştim hatırlarsanız. Kişinin sevdiği, tutku duyduğu, topluma da fayda sağladığı ve üstüne para kazandığı alanların kesişimi olan, kişinin varoluş nedeni diyebileceğimiz Japonca kelime. 

Bu haftaki konuğum Ömer; alışılmışın dışındaki hayatı, cesareti, girişimciliği ve tutkusuyla tam da  ikigaisini bulmuş ve işe dönüştürmüş kişilerden.

Sıcak kanlılığı, yardımseverliği ve cömertliğiyle bence hangi iş alanında çalışırsa çalışsın aranan insan olması kaçınılmaz. Neden bahsettiğimi anlamak için söyleşimizi dinlemelisiniz:

MUTFAK TUTKUSUNUN PEŞİNDEN GİDEN İLETİŞİMCİ: ÖMER TEKGÜL

Kısa bir özet içinse okumaya devam edin lütfen:

 

Mutfak, Ömer'in çocukluğundan bu yana en büyük tutkusu. Şöyle söyleyeyim, kendisi küçükken tavada deterjan pişirmeye çalıştığı zamanları hatırlıyor. 

 

Mutfak sevdasıyla ilgili ilk atılımını lise 2'de okulu bırakıp İngiltere'ye giderek yapıyor. Londra'da bir dil okuluna gitse de,  yeme pişirmeye olan ilgisi ve hevesi sayesinde kısa süre sonra bir cafede çalışmaya başlıyor. Önce bulaşık yıkıyor, ama Cafe'deki Şef'in keşfiyle altı ayın sonunda onun reçetelerini yapmaya başlıyor.

 

Şef Ömer'i belli ki çok seviyor, onu Brighton'da 5-6 ay süreyle eğitim alacağı bir mutfak okulunu gönderiyor.  Toplamda 3 senesini geçirdiği Londra'da Ömer, şef yardımcısı olarak 3 restorandan sorumlu oluyor. Tam orada kalabilirim dediği noktada, çağımızın vebası vize sıkıntısı nedeniyle vizesini yenileyemiyor. Hal böyle olunca, bari okulu bitireyim diyerek Türkiye'ye dönüş yapıyor. 

 

Bir yıl içinde liseden kalan 2 yılını bitirip, ardından üniversite sınavına girip halkla ilişkiler okumaya başlıyor.  Bu arada söylemeyi unuttuk, Londra'da yaşadığı dönemde ek iş olarak grafik tasarımı da öğreniyor.  

 

Halkla ilişkiler eğitimi tek başına yetmiyor; üstüne işletme, onun üstüne bir aşçılık eğitimi daha alıyor. 

 

Reklamcılık, halkla ilişkiler, dijital pazarlamayla uğraşırken, mutfak aşkı da sönmüyor tabii. 

 

Ömer, bu süreçte "ekmeğin peşine düştüm", diyor.

 

Ekmek, mutfaklarımız için olmazsa olmaz ama gerçek, katkısız ekmeği günümüz şartlarında bulmak pek mümkün değil.  Ömer bunu nasıl yapacağını düşünürken, buğday ve mayayı keşfetmek için bir buçuk yıl Anadolu'yu geziyor. 

 

Akdeniz, Ege, İç Anadolu, Karadeniz derken, köy köy geziyor, mayaları araştırıyor.

 

Keşfettiği mayalardan kendine ekmekler yapmaya başlıyor, hatta kendi mayasını da yapmaya başlıyor. 

Bu arada gezi ve okullar bitiyor ve İstanbul'a yerleşerek dijital pazarlama, sosyal medya ve grafk tasarımı alanlarında çalışmaya başlıyor. "Anlayacağınız, tam bir plaza insanı oldum" diye özetliyor bu dönemi. 

 

Evde yaptığı ekmeklerden hazırladığı sandwichler de ofise taşınıyor haliyle. Bir süre sonra etrafındakilerin de ilgisini çekiyor bu ekmekler. 

 

"Kendime bir ekmek yapayım derken, başkalarına on ekmek yapar oldum" diyor.

İş sadece ekmek yapmakla bitmiyor tabii, işin  görselliğine de büyük önem veren Ömer, her bir ekmek çin el yazısıyla etiketler hazırlıyor, birbirinden güzel ambalajlar tasarlıyor ve öyle sunuyor. 

 

İnsanlar sürekli "Ekmek işleri nasıl gidiyor?" diye sorunca da, bu tutkuyu işe dönüştürdüğünde isim bulmak zor olmuyor: ekmekisleri.com böylece hayata geçiyor.

Ömer şu an için tek kişilik olan bu showda; hem üretici, hem dağıtıcı, hem tasarımcı, hem pazarlamacı rolünde.

İlk başlarda tüm bu işleri tam zamanlı çalışmaya paralel götürüyor. Ama bir süre sonra ağırlıklı olarak Ekmek İşleriyle ilgilenmeye başlıyor. Bir yandan da freelance olarak esasen yeme-içme sektörüne hizmet veren markalar için dijital pazarlama iletişim çalışmaları yapıyor. 

 

Ömer'in girişimcilik macerası yalnızca Ekmek İşleri'yle sınırlı değil. Söyleşimizde başka girişim projelerinden de bahsediyoruz.  

Hayat elbette güllük gülistanlık değil her daim; Ömer'e göre hayatın iniş çıkışlarıyla baş etmede en önemli şey "zorluklarla mücadele gücünü" bir şekilde bulmak. "Çocuğum olursa ilk öğreteceğim şey de bu", diyor. 

 

Ayrıca, bir alana odaklanmanın çok önemli olduğunu, herkesi her zaman mutlu edemediğinizi unutmamak gerektiğini hatırlatıyor. Sırrı ise aslında çok basit: Dürüstlük ve güler yüz.

 

Her zamanki gibi bol kahkahalı sohbetimizin detayları podcastte.

Keyifli dinlemeler!

Bu arada Ömer'i Mutfaktaki Adam ismiyle kullandığı instagram hesabından da takip etmenizi öneririm.