ProjectPost30'u tüm dünyadan konuklar ağırlayabildiğim bir formatta hayal ediyorum hep.

Her ne kadar proje Türkiye'den çıksa da dert edindiği konu evrensel. 

Bu hayalin ilk adımını ise bu hafta atıyorum. 

 

Konuğum biraz uzaklardan, ABD'nin Los Angeles kentinden; Laurie Tran.

 

Laurie ile Ankara'dan çok eski arkadaşım Kemal Uysal sayesinde tanıştım. Kemal'in ProjectPost30'a katkısını saymakla bitiremem.

 

Laurie'yi özel yapan yalnızca ilk yabancı konuğum olması değil. Hikayesinde hoşuma giden bir başka nokta, sosyal bilim eğitimi almasına ve kariyerine de teknik olmayan bir alanda başlamasına rağmen değişimi teknik bir alana doğru gerçekleştirmesi. 

Laurie'yle podcastimiz doğal olarak İngilizce. Sohbet boyunca o kadar heyecanlandım ki, iki kelimeyi bir araya getiremediğim bir İngilizce'yle karşınıza çıkıyorum, artık idare edeceksiniz :)

 

Doğrudan söyleşimizi dinlemek isterseniz bu linke tıklayın. Sohbet İngilizce olduğu için bu kez yazılı hikayeyi biraz daha detaylı aktarmaya çalıştım. Orjinalini dinlemek yerine okumak isterseniz buradan devam edin:

Laurie'nin iş hayatına adım attığı dönem, tam da ABD'den başlayarak tüm dünyaya yayılan ekonomik krizin baş gösterdiği zamanlara denk geliyor.

 

İngiliz Edebiyatı eğitimi alan Laurie, ne yazık ki okuduğu alanda iş bulamıyor.

 

O dönemde çok geniş bir skalada 100'lerce şirkete CV gönderdiğini söyleyen Laurie, kariyerine en sonunda bir start-up'ın insan kaynakları departmanında başlıyor.

 

Zamanla yaptığı işi seven ve belli ki iyi yapan Laurie, kariyerine bir süre sonra önce kamu sektöründe, devamında ise Fortune 500 şirketlerinden birinde devam ediyor. İşe alımı önce idari pozisyonlarda, daha sonra daha özelleşmiş pozisyonlarda yapan Laurie için değişim öncesi son durak IT (Bilişim/Teknoloji) departmanı için insan kaynağı yönetimi oluyor. 

 

Bilişim sektörüne dokunan bir iş yapmak, ona bambaşka bir dünyanın kapılarını açıyor. Yaptığı her mülakatta, karşısındaki kişinin eğitiminin ve yaptığı işlerin detaylarını öğrenen Laurie'nin bu sayede gönlünedeğişimin tohumları ekilmeye başlıyor.

 

Yazılımcı olmanın Laurie'ye cazip gelen iki temel özelliği var. İlki, günümüz dünyasını şekillendirme ve değiştirmede yazılıcımların üstlendiği rol. İkincisi ise Laurie'nin görüşüne göre hiçbirinin insan kaynakları şirketleri aracılığıyla iş bulmaya ihtiyacının olmaması. 

"Eğer teknoloji dünyasında başarılı olamazsam tekrar insan kaynaklarına dönerim" bakışıyla Laurie bir süre sonra yaptığı işi bırakarak yazılımcı olmak için kolları sıvıyor. 

 

İşini bırakmada bardağı taşıran bir olay oldu mu diye soruyorum. İşe alım süreçlerini yönetirken, her çalışanın doldurması gereken bir kota olduğundan ve üstlerine sürekli rapor vermesi gerekliliğinden bahsediyor. Birlikte çalıştığı süpervizörünün onu talep ve beklentilerle bunaltmasının kendisini istifaya zorladığını söylüyor. 

 

Meslek değiştirme kararı vermek belki en önemli adım, ama onu hayata geçirmek de bir o kadar emek ve sabır istiyor.  Bir süre acaba hem çalışıp, hem deokula mı gitsem diye düşünüyor Laurie. Ama son bir iki senede biriktirdiği parayı tam zamanlı okul için harcamak ona daha akıllıca geliyor. Sohbet  sırasında çalışırken kazandığının yarısını birikim hesabına koyduğunu söyleyince ağzım biraz açık kalıyor tabii. İnsan kaynakları bizde bu kadar para kazandırıyor mu sahi :))

 

Biriktirdiği parayı okula ve yaşam masraflarına ayırmayı planlayan Laurie'nin karşısına o dönemde nefis bir fırsat çıkıyor ve bilişim sektöründe işe alım yaparken tanıştığı bir arkadaşının açtığı yazılım bootcamp'inden burs alıyor. Söylediğine göre bu yeni açılan okul özellikle kadın yazılımcıların gelişimini destekliyor. Böylece burs sayesinde biriktirdiği tüm parayı sadece yaşam masrafları için kullanma imkanı buluyor.

 

Günde 8 saatten toplamda 10 haftalık yazılım ve web uygulamaları eğitimi alan Laurie, ufak çaplı freelance işler alarak yazılım dünyasına giriş yapıyor. 

 

lk üç dört ay küçük işletmelere websitesi ve yazılım desteğiyle geçiyor. Devamında daha orta ölçekli şirketlerde, şimdi ise kamuda programcı olarak çalışmaya başlıyor. Tam zamanlı bir yazılımcı olması biraz vakit alsa da şu an içinde bulunduğu durumdan bir hayli memnun Laurie.  

 

Değişim sürecinde en zor şey neydi senin için diye soruyorum:

 

"Teknik olmayan bir alandan gelip programcı olmak istediğinde kendini doğrudan bu alanda eğitim alan kişilerle kıyaslamadan edemiyorsun ve onlar kadar iyi olup olmadığını sorgulama ihtiyacı içinde oluyorsun" diyor. Ama öte yandan bunun iyi bir şey olduğunu da ekliyor. Zira, teknolojideki sürekli değişim, on yıllardır programcı olarak çalışan bir kişinin dahi yepyeni bir programlama dili öğrenmesini gerektirebiliyor. "Teknik olmayan bir arka plana sahip olmak kişiyi sürekli gelişme konusunda daha motive edici oluyor", diyor Laurie.

 

Sosyal bilimden gelip de bir anda teknik bir alana geçiş yapmak herkesin harcı olabilir mi diye soruyorum. Laurie, matematik ve mantık derslerini sevdiği için çok zorlanmadığını ama ilgi duyan herkesin kendini bu alanda geliştirmesinin de mümkün olduğunu söylüyor.

 

"Programlama öğrenmek puzzle yapmak gibi, biraz sabır lazım" diyor.

 

Her şey tamam, peki ailen ve arkadaşların nasıl karşıladı bu değişimi diye soruyorum.

 

"Öyle açıkça paylaşmadım ki kimseyle" diyor. Bizde olsa ilk iş çevrenin onayını almak olur, Laurie kararını verip adım attıktan sonra çevresine açıldığını söylüyor. Paylaştıktan sonra haliyle herkes için ilk anda sürpriz oluyor. Ama ilk şok atlatıldıktan sonra da herkesten destek görüyor. Ailesinin Asya kökenli olması da bu desteğin nedenlerinden biri. Zira Asyalılar bilim-teknik ilintili alanlarda eğitime ve çalışmaya çok önem veriyorlar.

Bu değişim sürecinde etrafında bir rol model ya da mentor var mıydı diye merak ediyorum. Hala onun arayışı içinde olduğunu söylüyor. Şu sıralar danıştığı kişilerin özellikle kendinden küçük meslektaşları olduğunu da itiraf ediyor. 

 

ABD'de kadın yazılımcı olmanın nasıl olduğunu, herhangi bir önyargı ya da engelle karşılaşıp karşılaşmadığını da soruyorum Laurie'ye. Devlet sektöründe özel sektöre kıyasla çok daha fazla kadın programcının istihdam edildiğini söylüyor. Kamuda kadın yazılımcı oranının yaklaşık yüzde 45'ler seviyesinde olduğunu belirtiyor ve kadın yazılımcı olmanın avantajını dahi gördüğünü ekliyor. Çünkü işe alımlarda aynı özelliklere sahip adaylar arasında kadının tercih edilmesi bizdekinin aksine ABD'de daha olası oluyormuş. "Bu durum beni daha motive ediyor ve kendimi geliştirmem için teşvik ediyor", diyor. 

 

Kariyer değiştirmek isteyenlere, özellikle de teknik olmayan bir alandan daha teknik bir alana geçiş yapanlara ne önerirsin diyorum:

 

"Biraz para biriktirin ve sadece yapın! Şu anki hayatınızdan biraz feragat edin, gerekirse daha küçük bir eve taşının ama ne yapıp edip para biriktirin" diyor.

 

Kariyer değişiminde yaşın  önemli olmadığını, 20'lerde de 40'lı yaşlarda da sıfırdan başlanabileceğini belirten Laurie, "Sadece planlayın ve riskleri hesaplayın, gerisini akışına bırakın" tavsiyesinde bulunuyor.

 

Ben heyecanıma rağmen söyleşimizden inanılmaz keyif aldım, umarım hikaye sizin de hoşunuza gider. Keyifli dinlemeler!

19

TEMMUZ
2017

İLK YABANCI KONUĞUM LAURIE'YLE

İNSAN KAYNAKLARINDAN YAZILIMCILIĞA UZANAN HİKAYESİNİ KONUŞTUK