ÖĞRETME TUTKUSUNU DOĞAL YAŞAMLA BİRLEŞTİREN GEZGİN

IŞIL KAYAGÜL'ÜN HİKAYESİNE KONUK OLUYORUZ

22

OCAK
2018

Küçükken ne olmak istediğim sorulduğunda sıraladığım şeyler arasında en akla yatan öğretmenlikti sanıyorum. Konuşmayı ve bir şeyler anlatmayı çok sevdiğimden mi, okul yıllarıyla birlikte öğrendiklerimi başkalarıyla paylaşınca zihnime daha iyi yerleştiğini farketmemden mi hala emin değilim. 

 

Ben öğretmen olamadım belki ama öğretmenliği meslek olan seçenlere saygım ve sevgim hep büyük oldu.

Bir ay aradan sonra yepyeni bir hikayeyle karşınızdayım.

 

Konuğum Işıl,  öğretme tutkusunu, gezginlik macerasında da yanında taşıyan ve içindekileri dışına yansıtmayı başaran bir kadın. Kurumsal çatıda başladığı öğretmenlik kariyerine bugün yerleştiği köyde devam ediyor.

Söyleşimizin bu kez ses kaydı yok ama eminim röportajımızı okuduğunuzda o sıcaklığı ve doğallığı siz de hissedeceksiniz.

Keyifli okumalar!

 

 

-Merhaba Işıl. ProjectPost30'a konuk olduğun için teşekkürler. Önce istersen eğitim hayatınla başlayalım sohbetimize. Hangi alanda eğitim aldın? Öğrenciyken hayalinde nasıl bir iş hayatı ve ortamı vardı?

İstanbul Üniversitesi sosyoloji mezunuyum. İstanbul Üniversitesinden mezun olduktan sonra formasyon aldım ve öğretmenliğe başladım. Öğretmenlik anne mesleği. Benim öğretmenlik kararı almamda ailemin ve çevresel faktörlerin de büyük rolü oldu tabii.

- Peki iş hayatına nasıl başladın, neler yaptın?

Formasyonumu alınca özel bir kurumda felsefe öğretmenliğine başladım, üniversite sınavlarına öğrenci hazırlıyorduk, çalışma tempomuz ağırdı. Hafta içinden çok hafta sonumuz yoğundu. Günde on iki saat ders anlatırdık hafta sonları. Yine de kendimi tamamıyla eğitime adayan klasik bir öğretmen olmadım. Akşamları dil kursuna gider, yurt dışındaki atölyeleri takip eder, kar kış üşenmeden izin günlerimde solfej-piyano dersi alırdım.

-Bu tarz kurumsal bir hayat sana ne kazandırdı?

Disiplin. Sorumluluk . Bir yere ait olma hissiyatı ve statü.

Ben felsefe öğretmeniyim. Engin bir denizin içindeyim. On yıllık öğretmenlik hayatımda öğrencilerle birlikte gelişerek ben de büyüdüm.

-Peki seni değişime iten gelişmeler ne oldu?

Aslında öğretmendik ama çalıştığımız yer şirketti. Mekanik düzen, ağır çalışma saatleri, her sene yeniden sözleşme stresi. Kendimi tekrar ettiğimi, fazla strese girdiğimi gördüm ve arayışa başladım. Zaten içimden bir ses oraya ait olmadığımı söylüyordu.

-İşini değiştirme kararında bardağı taşıran bir nokta var mıydı?

Bir gün Genel Müdür toplantı yaptı bizimle. Ne kadar iyi ders anlatırsak anlatalım, veli araması yapmadığımız sürece bunun bir önemi olmadığından bahsetti. Buna ilaveten başka iş tanımları ekledi ve bize konuşma hakkı tanımadı. O an öğretmenliğin bu olmadığını hissettim ve orada kalmak istemedim.​

-Zor olmalı sahiden. Sonrasında gezgin hayata geçişin nasıl oldu?

Bu kurumda artık kalmak istemiyordum. Meslektaşlarım devlet memurluğu sınavlarına hazırlanmaya başlamışlardı. Benim de aklıma başka bir alternatif gelmiyordu. Bir gün sosyal medyada Buğday Derneği’nin sayfasında Çamtepe’de gönüllülük ilanı gördüm ve başvurdum. Aslında o anda gönüllü kontenjanını doldurmuşlar ama telefondaki ses tonum o an koordinatöre yumuşak gelmiş ve beni çağırmaya karar vermiş, bunu sonra söyledi. İşte yolculuğum böyle başladı. Orada gezgin kadınlarla tanıştım. Daha önce Türkiye’nin farklı bölgelerine gitmiş, korkusuzca yol almış kadınlar.

Orada Türkiye’deki çiftlikleri dolaşma fikri doğdu içime. 2, 5 yılda yaklaşık 25 farklı yerde bulundum. Gittiğim yerler ekolojik çiftlikler, eko köy girişimleri oldu. Orada birlikte yaşamayı deneyimleyen topluluklarla buluştum. Bazen gönüllü oldum, bazen ziyaretçi. İnek çiftliğinde süt sağmaktan, zeytin toplamaya, kerpiç ev yapmaktan bal hasadına, gül ekmeye bir çok deneyimim oldu.

Kendimi bir kadın gezgin olarak tanımlayabilirim o dönemler için.  Konu başlığım ise ekoloji idi. Tohumlarımızı nasıl koruyabiliriz? Daha az tüketerek nasıl yaşayabiliriz? Bir blog açtım kendime ve gittiğim yerleri yazmaya başladım. Çok da güzel tepkiler aldım. Bir çok kişi kendilerine ilham olduğumu söyledi ve bu beni çok mutlu etti.

-Şu anda neler yapıyorsun?

Şu anda bir köyde sözleşmeli öğretmenlik yapıyorum. Bir arkadaşım aracılığıyla sosyal medyada gördüm, öğretmen ihtiyacı vardı ve hemen başvurdum. Burası zeytin , mandalina , portakal ağaçlarının bolca bulunduğu büyülü bir coğrafya. Öğretmenliği özlemiştim, ‘köyde öğretmen olsam’ demiştim ve oldu!

-Peki geçiş süresince yaşadıkların nasıldı? Bu süreçte sana kimler destek oldu? Seni engellemeye çalışanlar oldu mu?

Kurumsal hayattan gezginliğe geçiş sürecim çok akıcı oldu. Yolların içinde sürprizler var. Mesela benim aracım yok, ilk başladığımda çiftlikler hakkında pek de fikrim yoktu. Dışarıdan bakıldığında fantastik gelebilir belki. Ama yollar yolları açtı, bir sürü güzel insanla tanıştım, topraktan güç aldım, pek çok şey öğrendim.

Köyde yerleşik olmak ise daha farklı bir süreç. Gezginlikte kurulu sistemin içine gidiyorsunuz. Şimdi ise buranın sorumluluğu bana ait. Odunu nereden alacağım, odunumu kim kesecek, buzdolabında bir şey kalmamış , merkeze inen araç var mı gibi sorularım oluyor. Köylüler çok iyi. Bana bir çok anlamda destek oluyorlar. Ayrıca şehirden göçen komşularım var burada, onlar da manevi olarak çok destek oluyor.

-Umutsuzluğa düştüğün anlar oldu mu? Bunlarla baş etme yöntemin ne?

Bu köy okulu yeni kuruluyor. Bir yandan ev kurmak bir yandan okul kurmak zorlayıcı olabiliyor. Okula odaklandım ve iyiye gitmesi için uğraşıyorum, bazen sıkışıyorum. Böyle zamanlarda kendime diyorum ki :’Nefes al ve kendine haksızlık etme.’ Sonuçta elimden gelenin en iyisini yapıyorum.

Bazen kendimi eleştiriyorum. Artık yirmili yaşlarda değilim ve yeni bir macera için geç kaldığımı düşünüyorum. Sonra geçiyor ve bu cesur kararı, yer değiştirme kararını alabildiğim için şükrediyorum.

-Bundan sonrası için planların neler?

Ana sınıfımız kurulalı henüz iki buçuk ay oldu. İlk başta hiçbir şeyimiz yoktu. Şimdi yeteri kadar oyuncağa, kitaba, sınıf gereçlerine sahibiz çok şükür. İlk planım bu okulun gelişmesi. Köydeki çocuklar zaten doğada büyüyor, şehirdekilerde göre çok avantajlılar. Şimdi onlara güzel bir kütüphane oluşturup paylaşmaya, dayanışmaya, birlikteyken güven ortamının oluşmasına dair çalışmalar yapmak istiyorum. Masal anlatıcılığı eğitimi aldım ve masallar üzerine çalışmak beni çok mutlu ediyor.

-İş yaşamındaki bu köklü değişimin hayatının tamamına neler kattığını söyleyebilirsin?

O mekanik sistemden çıktığım için şükrediyorum. Tüketim alışkanlıklarım değişti. Daha az harcayarak daha kaliteli yaşamak mümkün. Toprak ile bağ kurdukça daha da sadeleştiğimi fark ediyorum. Yediğimiz gıda, içtiğimiz su hakkında daha fazla kafa yormaya başladım.

Sosyal anlamda da daha güçlü hissediyorum. Yola ilk çıktığımda neredeyse kimseyi tanımıyordum, şimdi bir arada yaşamasak da üreten, aynı meseleler üzerine kafa yoran, birbirine destek olan bir topluluğum var.

-Değişim sana ne yetiler kazandırdı?

Yemek yapmayı öğrendim :) Gerçekten köyde ‘Hadi dışarıdan yiyeyim!’ durumu yok, yemek konusunda uzmanlaşmak için bire bir. Masalcılarla tanıştım ve yeni bir alana yöneldim. Gittiğim yerlerde masal geceleri düzenleyerek masal anlattım.

Değişim bana hayata güvenmeyi kazandırdı aslında. Hayatta olacak olanlara güvenmeyi. Konfor alanından, yaşadığım şehirden çıktım ve başka diyarlara gittim, başka hayatlar gördüm. Geleceğe dair umut kazandırdı.

-Tüm yaşadıklarını değerlendirdiğinde, kariyerini değiştirmek isteyen insanlara ne önerirsin?

Korkmasınlar. Hayattan bunalan herkese yola çıkmayı öneririm. İster 3 hafta, ister 3 ay, ister 3 yıl. Bence yollar herkese ihtiyacı olan cevabı veriyor.

-Değişim sürecinde sana yaptıklarıyla, söyledikleriyle vs. iyi gelen ve başkalarına da önerebileceğin kişi, kitap , video, web sitesi vs.. var mı?

Aslında bana yardımcı olan üç derneğe teşekkür etmek istiyorum. Bunlar sırasıyla Buğday Derneği, Yeryüzü Derneği ve Doğa Derneği. Yolculuğum sırasında çok destek aldım ve benim için okul gibi oldular. Ayrıca masallarda derinleşmemi Sağlayan Seiba Uluslararası Hikaye Anlatıcılığı Merkezine de çok teşekkürler. Kitap olarak Judith’in ‘Masallarla Yola Çık!’ kitabını öneririm. Her hafta bir masal okuyorum kendime ve kitap benimle konuşuyor sanki!