KURUMSAL HAYATTAN SERAMİK ATÖLYESİNE UZANAN SERÜVENİYLE 

GÖKÇE KÜRŞAT'IN HİKAYESİNE KONUK OLUYORUZ

8

AĞUSTOS
2018

Bodrum'dan hikayeler paylaşmaya bayılıyorum.

 

Her biri kendine özgü unsurlar barındırıyor elbette ama benim için daha özel ve önemli olan, bir çoğumuzun zihnindeki "tatil beldesine yerleşme hayalini" gerçekçi argümanlarla desteklemeleri.

 

Bu haftaki konuğum Bodrum'un Gümüşlük beldesinden. 

 

Kurumsal hayattaki başarılarının arasına farklı girişimcilik deneyimleri sığdıran Gökçe Kürşat'ın hikayesine kulak veriyoruz. İstanbul'daki iş yaşamının kargaşasında seramik sanatına olan ilgisine yatırım yapan Gökçe, bugün Bodrum'da bu ilgisini bir işe dönüştürmeyi başaranlardan. Kendisine "hayat çırağı" diyecek kadar da mütevazı.

Her zaman olduğu gibi hikayeyi doğrudan dinlemek isterseniz aşağıdaki kutuya tıklamanız yeterli. Önden bir özet alayım derseniz, okumaya devam edin lütfen.

Her hikayede olduğu gibi önce eğitim hayatını merak ediyorum Gökçe'nin.

Daha ilk andan sanata olan ilgisini anlıyorum.

 

Lisede plastik sanatlar okumak istemesine rağmen, ailesinin ve öğretmenlerinin olaya müdahil olmasıyla dış ticaret lisesine gitmeye ikna oluyor Gökçe.  "İyi ki de böyle olmuş" diyor bugünden geçmişe bakınca.

 

Liseden sonra İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde Çalışma Ekonomisi Bölümü'nde eğitimine devam ediyor ve çalışma hayatıyla üniversite yıllarında tanışıyor.

 

Birinci sınıftayken matematik dersi veren Gökçe, ikinci sınıfta fuarcılık sektörünün büyük şirketlerinden birinde satış ekibinde görev alıyor. Bu deneyim, ilerleyen dönemde iş hayatına önemli artılar katıyor. 

 

Üniversitenin ardından tam zamanlı iş yaşamına, yabancı bir uluslararası gemicilik firmasının çatısı altında adım atıyor Gökçe. Bu firmada operasyonlardan sorumlu oluyor ama aynı zamanda iş geliştirme tarafında da yeteneklerini gösterme fırsatı buluyor. 

 

Gerek üniversite yıllarında, gerek sonraki dönemde Gökçe'yi yaptığı işlerde başarılı kılan unsur içindeki girişimci ruh.  Görev aldığı her pozisyonda yaptığı işin ötesinde o kuruma neler kazandırabileceğini, daha yenilikçi hangi ürünleri ya da hizmetleri kurum bünyesine katabileceğini araştırıyor ve bu şekilde fark yaratıyor.

 

O zamana kadar elini attığı her işte başarıyı yakalaması haliyle kendine olan güveni de perçinliyor. 

İlk girişimcilik heyecanı

Uluslararası gemicilik şirketindeki yaklaşık beş yıl süren deneyimin ardından içindeki girişimci ruhu dizginleyemeyen Gökçe, kendi işinin patronu olmaya karar veriyor ve aynı sektörden bir arkadaşıyla küçük ölçekli bir işletme sahibi oluyor. 

Gökçe'nin bu deneyimden edindiği ders hepimizin kulağına küpe olacak nitelikte:

 

"Büyük firmalarda çalışırken, hepimiz çarkın bir dişlisi oluyoruz. Diğer dişlilerden de aldığımız güçle çarkın dönmesine katkı sunuyoruz.  Küçük girişimlerde ise çarkın tüm dişlisi sen oluyorsun. Kullanabileceğin başka bir kaynak yok ve tek başınasın".

 

Bir işin her boyutuyla ilgilenmek elbette farklı bir dinamizm ve deneyim gerektiyor. Beklenmedik bazı gelişmelerin de eklenmesiyle, Gökçe'nin ilk girişimcilik deneyimi iki ay kadar sürüyor. 

 

Bu iki ayın ardından Gökçe yerli bir kurumsal şirkette çalışmaya başlıyor ama aynı dönemde bir de Bilgi Üniversitesi'nde MBA yapıyor. Üniversitenin kendi iş geliştirme departmanını kurmaya karar vermesiyle bu çatı altında görev alıyor. Böylece iş geliştirme alanınındaki teorik ve pratik bilgi birikimini fuarcılıktan eğitime kadar hizmet sektörün farklı dallarında gösterme şansı buluyor. 

 

İlk annelik deneyimi ve farklı bir arayış

 

Bilgi Üniversitesi'ndeki görevi sırasında hayatına evlilik ve ilk çocuk telaşının girmesiyle iş hayatından beklentisi de değişime uğruyor Gökçe'nin. Hamilelik  ve çocuğunun ilk dönemki bakımını kurumsal bir çatı yerine, daha sakin ve huzurlu bir ortamda geçirmek istemesi sebebiyle yeni bir girişime imza atmaya karar veriyor ve bir yoga merkezi açıyor.

 

Bireysel satış deneyimi olmadan böyle bir alana girmemesi gerektiğini anlayan Gökçe yine de o dönemin hamilelik ve çocuğunun ilk dönemki bakımı konusunda işlevini yerine getirdiğini de ekliyor. 

 

Bodrum macerası

 

Yoga merkezinin ardından kurumsal hayata bir süreliğine daha dönüş yapıyor ve bu kez finans sektöründe iş geliştirme alanında görev alıyor. 

 

Çalıştığı ekiple olan iyi iletişimine ve işteki başarılarına rağmen Gökçe, içten içe bir huzursuzluğun kendini yoklamaya başladığından bahsediyor.

 

Bu noktada Bodrum macerası aile içinde masaya yatıyor. Yeniden diyorum çünkü, meğer Muğla'ya yerleşme fikri eşiyle daha evlenmeden önce şakayla karışık gündemlerinde oluyor.

Gökçe'deki iç huzursuzluğa annesinin vefatı da eklenince, hayalleri daha fazla ertelememe kararı alıyorlar ve Bodrum'a yerleşmek için kolları sıvıyorlar. 

 

Ölüm realitesinin, özellikle de bu kadar yakında yaşanan ölümün kişinin hayatı yaşama biçimini etkilediğinden bahsediyor Gökçe söyleşimizde ve "Bir süre sonra bize göre daha kaliteli olan yaşamı aramaya başlıyoruz" diye ekliyor.

 

Bu sırada başka güzel bir gelişme daha oluyor. Gökçe'nin Antalya'da yaşayan ablası da emekli olup Bodrum'a yerleşme kararı veriyor. Böylece aile içindeki hasret sona eriyor. 

Ev bulunuyor, yerleşme süreci tamamlanıyor. Ama burada Gökçe önemli bir not paylaşıyor. 

 

"Bodrum evli çocuklu insanların maddi ferahlık içinde yaşamak için kaçabilecekleri bir mekan değil."

 

Yani bir çoğumuzun daha az gelirle daha huzurlu yaşama hayaliyle taşındığı tatil beldeleri her zaman bize o ekonomik hayatı sunmayabiliyor. Biraz da bunun farkında ve hazırlıklı olarak adım atmak gerektiğinin altını çiziyor Gökçe. 

 

Sanat tutkusunun gün yüzüne çıkması

Hikayenin buraya kadarki kısmında önemli bir noktayı atladığımızı farkediyoruz ve hemen geriye sarıyoruz. Gökçe'nin kariyer geçişleri yaşadığı tüm süre boyunca öğreniyoruz ki, hayatından hiç çıkmayan bir seramik tutkusu var. 

 

Bodrum'a taşınınca da evinde kendine minik bir atölye kuruyor, ufaktan malzemeler almaya ve üretmeye başlıyor.

 

Aynı dönemde kendi evlerinin banyosuna bir lavabo ararlarken, istediğini bulamayınca "En iyisi kendi lavabomu kendim üreteyim" diyen Gökçe,  hobisinin işe dönüşmesini sağlayan ilk adımı bu sayede atmış oluyor. 

 

Kendi evleri için yaptığı seramik lavabonun çevresinde beğenilmesi ve ilgi görmesiyle bunu nasıl satabileceği konusunda kafa yormaya başlıyor ve Bodrum'da ilgilenebilecek mekanlarla görüşerek teker teker anlaşmalar yapıyor. 

 

İşin çapı biraz daha büyüyor, bir websitesi hazırlıyor. 

 

Daha önceki girişimcilik tecrübelerinden edindikleriyle çok daha titiz hareket ettiğinden bahsediyor Gökçe. Örneğin maliyetler, harcanan zaman, her gün yapılması gerekenler, her gün toplantılar gibi.

 

Bugün Atölye Gibi isimli markasıyla lavabo, takı ve dekoratif ürünleri sanat ve zanaatseverlerle buluşturuyor. Gökçe'nin işlerini Atölye Gibi'nin websitesinden ve Instagram hesabından takip edebilirsiniz.

"Çalışmak, çalışmak, çok çalışmak"

 

Hayatına birden fazla girişim sığdıran Gökçe'ye, genç girişimci adaylarına ne önerirsin diye soruyorum. Öncelikle az çalışarak çok para kazanmanın mümkün olmadığını vurguluyor ve şöyle devam ediyor:

"Her girişimde anahtar çok çalışmak, çok çalışmak. Başka türlü olması mümkün değil."

Çok çalışmanın yanı sıra bilgi ve deneyim gerektiğini de ekliyor.

 

Büyük şehirlerden Bodrum ya da benzer beldelere gidişin huzura ulaşmak için tek başıan yeterli olmadığına değiniyoruz söylemişimizin sonunda. "Huzur zihnimizde. Yalnızca maddi ya da manevi unsurlarla ilgisi yok,  kendi içimizde bitiyor" diyor Gökçe.

 

Daha bir çok detay içeren rengarenk söyleşimizin tüm kaydına aşağıdaki kutudan ulaşabilirsiniz. 

 

Keyifli dinlemeler!