ProjectPost30'un yayına başladığı ilk günden bu yana üstüne basarak söylediğim bir nokta vardı. Kadınlarla başlayan bir proje belki ama ama devamı kadın-erkek herkesin deneyimine açık olacak demiştim.

Erkekleri projeye dahil etmeyi ne kadar istesem de, kadınlar kadar yoğun geri dönüş alamadığımı itiraf etmeliyim. Bunun farklı nedenleri olduğunu duyuyorum, öğreniyorum. Belki ileride bununla ilgili izlenimlerimi de paylaşırım, ama önce yeterli sayıda erkek konuk ağırlamam gerek :)

Sözü daha fazla uzatmayayım; Eylül ayı yeniliklerin, yeni heyecanların başlangıcı. O yüzden söyleşimizi yaz başında gerçekleştirmemize rağmen, ilk erkek konuğum Emrah'ın hikayesini paylaşmak için bugünü bekledim. Yaz telaşını üstümüzden biraz atmış olalım istedim. 

Bankacılık gibi emek ve rekabetin yoğun olduğu bir sektörde, genç yaşta yöneticilik basamaklarını birer birer tırmanan Emrah'ın, yazma ve paylaşma tutkusunu işe dönüştürme hikayesine konuk olacaksınız birazdan.

 

Felsefeyle iç içe geçen keyifli söyleşimizin kaydını hemen dinlemek isterseniz doğrudan linke tıklayabilirsiniz. 

Hikayesinin özeti içinse okumaya devam lütfen:

İstanbul Erenköy'de büyüyen Emrah, liseyi Kabataş Erkek Lisesi'nde okuyor. Lisenin hayatındaki önemi büyük, söyleşimizin ilerleyen dakikalarında neden bahsettiğimi anlayacaksınız. Üniversiteye ise Marmara Üniversitesi'nde devam ediyor.

 

Hayat boyu öğrenme kavramına gönülden inanan Emrah için okumanın sınırı yok. Lisansın ardından ilerleyen yıllarda uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi eğitimi de alan Emrah, bu süreçte felsefeyle tanışıyor. 

 

"Hayatın merkezinde insan olma halimiz var. Bu değişken organizma içindeyken; dünyayı, insanı ve kendimizi tanımamız ve anlamamız lazım" diyen Emrah şu sıralar yüksek lisansına  devam ediyor.

 

Emrah'ın iş hayatıyla tanışması ise üniversite yıllarına dayanıyor.

 

Ailesinin isteğiyle "hayatı erken yaşta öğrenmesi" için yazları zincir mağazaları olan bir tekstil firmasında çıraklık yapıyor. Emrah, "Bu dönemde acı-tatlı bir dizi deneyimim oldu, bana çok şey kattı", diyerek özetliyor süreci. 

 

Üniversitedeyken bir yandan da turist rehberliği yapıyor. Rehberlik sayesinde okuldan çok işte olduğunu ve şehir dışında çok vakit geçirdiğini anlatıyor. 

 

O yıllarda yaşamına ektikleri için "Hiçbir şey tesadüf değil, hepsinin bir faydası varmış" diyor. 

Tam zamanlı işe başlaması, üniversite bitiminde, tam da '99 yılındaki ekonomik krizin patlak verdiği döneme denk geliyor. Büyük bankalardan birinin iş ilanını görüp başvuruyor ve finans sektörüne müşteri temsilcisi olarak adım atıyor. 

Yorucu ve yıpratıcı bir sektörde disiplinli ve hakkını vererek çalışma gayreti gösteren Emrah, çok kısa sürede iki önemli terfi alıyor ve 25 yaşına geldiğinde kendini yönetici kademesinde buluyor.

O zamanki hissiyatını şu şekilde özetliyor Emrah:

"Okyanusun ortasına bırakılmış gibi hissediyorsunuz. Çünkü insan yönetmek, kitaplarda öğretilmiyor. Deneyerek, hata yaparak öğreniyorsunuz. Ne kadar az hasar vererek atlatırsanız o kadar iyi."

Ertek yaşta ekip yönetmeye başlamanın katma değeri yüksek işler çıkarmayı öğrettiğinden, yüksek performans alma gayreti ve motivasyonu içinde çalışmanın da ayrı bir öz disiplin getirdiğinden bahsediyor. 

Peki görünürde her şey yolunda giderken merak ediyorum; ne oluyor Emrah'ın hayatında onu değişime sürükleyen?

Kendini normların dışında bir karakter olarak tarif ediyor Emrah.  Yaptığı şeylerin hiç yetmediğinden; gelişmeye, üretmeye hep bir açlık duyduğundan... Ondaki bu kapanmayan boşlukta imdadına yazı yazmak yetişiyor. Bu noktada Kabataş Lisesi'ndeki edebi metinler dersi hocasını da anmadan geçmiyoruz. 

Öğrencilik yıllarında yazma hali kompozisyondan şiire, oradan da içinde kültür, sanat, spor ve felsefe olan yazılara dönüşüyor.

 

Bankacılık sektöründeki yöneticilik kariyeri devam ederken, kurum içinde kişisel gelişim unsurları da içeren teknik eğitimler veriyor Emrah.

"Günümüz kurumsal iş hayatında hala kast sistemi gibi görünen hiyerarşinin, yeni dünya düzeniyle ve yeni nesillerle birlikte değişeceğine inanıyorum. Dünya daha iyi mi olacak kötü mü bilmiyorum ama, bizim yıprandığımız dönemlere göre daha farklı olacak" diyor Emrah. 

 

Bu arada yazdığı yazılar da popüler yayınlarda, websitelerine ve haber sitelerinde yayınlanmaya ve giderek büyük ilgi görmeye başlıyor.

Yazma eylemi, Emrah'a göre içinde sönmeyen, ürettikçe daha fazla büyüyen bir durum. Bu tutkusunu kitaba dönüştürme fikri de kabına sığmayan halinden geliyor.

"Hayatımı nasıl devam ettirmek istiyorum, bunun için ne yapmam gerekiyor?" sorularının onun için cevabı; paylaşma halini tam zamanlı formata dönüştürmek oluyor.

 

"Kurumsal hayatın rahatlık alanından çıkmak çok kolay değildi" diyor Emrah ve ekliyor:

 

 "O noktada biraz cesur olmak, riskleri kabul ederek karar almak ve kararlılıkla arkasında olmak lazım. Zorlu bir yol bu; yola çıktıktan sonra bir süre kaybedilmiş, bitmiş gibi gelebilir ama vazgeçmemek lazım" diye ekliyor. 

Emrah'ın ilk kitabının ismi de buradan geliyor zaten: 'Sakın Vazgeçme'

Sakın Vazgeçme; dünya tarihine düşünceleriyle yön vermiş farklı alanlardan ünlü isimlerin hayatlarından kesitler sunan; bu kişilerin özlü sözleriyle ve Emrah'ın yorumlarıyla bizi kendi hayatlarımızı sorgulamaya iten okuması çok keyifli bir kendini keşfetme ve anlamı kitabı. Bu haliyle ProjectPost30'u da yakından ilgilendiriyor.

Kitapla ilgili detayları söyleşimizde dinleyebilirsiniz.

"Kariyer değişimi noktasında ben şanslıydım" diyor Emrah; bir çok yerden teklif aldığı için tam zamanlı işini bırakmasa da kısa sürede kendisine maddi ve manevi getiri sağlayacak bir düzen yaratmayı başarıyor.

Bugün hem yazarlık hem de farkındalık atölyeleri düzenleyen, "Sakın Vazgeçme"nin ardından ikinci kitabının hazırlıklarını yapan Emrah'ın şu sözlerini özellikle çok beğeniyorum:

"Üst düzey yöneticilerin gökdelenlerin üst katlarındaki hayatlarına bakıp; eğitim vermek için plazaların en alt katlarına indiğimde, ben kendimi gökyüzüne daha yakın hissediyorum. Benim gerçeğim bu."

 

Beyaz yakalı bir çalışanken de yaptığı şeylerden keyif aldığını özellikle vurgulayan Emrah, "Ne yaparsak yapalım büyük resme bakmak gerekiyor", diyor.

 

Söyleşimizin sonunda Sokrates'a bağlıyoruz mevzuyu. "Sadece yemeye ve içmeye gelmedik herhalde bu dünyaya, aklımızı kullanmanın da hakkını vermek lazım."

İçinde binbir detay, birbirinden önemli özlü sözler barındıran keyifli sohbetimizin tamamını aşağıdaki linkten dinleyebilirsiniz. Emrah'la birlikte ProjectPost30'un kapılarını erkek konuklarımıza da açmış oluyoruz.

Keyifli dinlemeler!

6

EYLÜL
2017

BANKACILIK SEKTÖRÜNDEN, YAZARLIK VE EĞİTMENLİĞE UZANAN KARİYER SERÜVENİYLE

EMRAH YOLAÇ'LA TANIŞIN!