Hafta başında, her birimizin hayatının kendimize özgü hikayelerle şekillendiğinden; bu yüzden kimsenin hikayesinin bir başkasının hayatına tam anlamıyla adapte edilmemesi gerektiğinden bahsetmiştim

 

Bu haftaki konuğum,  okuma-yazmayı öğrendiği küçük yaşlarından bu yana ne defterini ne de kalemini yanından eksik etmiş, kariyerinde de kimseninkine benzemeyen bir yol çizmiş Eda Yavaş.

 

Söyleşimizin tamamını doğrudan dinlemek isterseniz link burada. Her zamanki gibi önden kısa bir özet içinse, okumaya devam edin lütfen.

 

Ama ister şimdi, ister sonra olsun; lütfen bu hikayenin tamamını dinleyin. İçinde burada bahsetmediğim binbir detay ve sürpriz var. Kaçırmanızı istemem :)

 

Aksaray'da (Kendi deyimiyle Ankara'nın güneyindeki Aksaray'da :) ) büyüyen Eda, okuma yazmayı daha okula başlamadan, ablasının içindeki öğretme aşkı sayesinde kapıyor. Ailesi, onu okula yaşıtlarından erken göndermek istediği halde, okul yönetimini ikna etmekte yaşanan zorluklar, Eda'nın hayatının farklı dönemlerinde nükseden kimi problemleri beraberinde getiriyor. Ama Eda hepsinin üstesinden gelmeyi başarıyor. 

 

Okul hayatı boyunca sanatla ilgili alanlara hep ilgisi olan Eda'nın hayalinde tiyatrocu olmak var. Ancak, o dönemki üniversite sınav sistemimizin azizliğiyle Eda İzmir'de Maliye okumak durumunda kalıyor. 

Bu durum tabii ki onu tutkusundan uzaklaştırmıyor. 

 

Üniversite devam ederken, bir fastfood zincirinde çalışan Eda, bir yandan da tiyatro ilanlarını takip ediyor. O dönemde tiyatro aşkına bir de şarkı söyleme tutkusunu ekliyor.   

 

Okul, çalışma, tiyatro, müzik...

 

Kaçımız tüm bunları aynı anda yaparak, üniversiteyi dört senede bitirebilir?

 

Eda yapıyor. Nasıl başardın diye soruyorum haliyle:

"Bir rutine girince beynim ondan kurtulmak için sürekli yeni yollar arıyor. Hayatıma giren bir hareket başka bir hareketi beraberinde getiriyor" diyor.

Okul bitince tiyatro aşkının peşinden soluğu İstanbul'da alıyor. Tabii hayaller ve gerçekler çoğu zaman bir değil. İstediği gibi oyunculuk imkanı bulamayan Eda, pes ederek reklam sektöründe staj yapmaya başlıyor.  Ama söyleşimiz sırasında önemli bir itirafta bulunarak,

"O dönemde yenilgiyi şahsi algıladım. Şimdiki aklım olsa daha fazla zorlardım" diyor.

 

Reklam sektörünün sunduğu koşullardan memnun olmayan Eda, o sırada Aksaray'dan aldığı cazip bir iş teklifiyle, memleketine geri dönüyor. Üç buçuk sene ailesinin yanında yaşayarak otomotiv sektöründe müşteri temsilciliği yapan Eda'yı  tekrar İstanbul'a döndüren nedenleri podcast'e saklıyorum, dinleyince emin olun çok eğleneceksiniz :)

 

2008 yılında İstanbul'a döndüğünde ise kendisine önce reklam sektöründe yer buluyor. 

 

Ama gelin görün ki, "bizi teğet geçti" dediğimiz dünya çapındaki ekonomik kriz, aslında o dönemde reklam sektörümüzü çoktan etkilemeye başlıyor. Yaptığı işte gelecek göremeyen Eda, bir tanıdığı vasıtasıyla kendisini hiç aklında yokken sigorta sektöründe buluyor.

 

Hayat gerçekten enterasan; denemeden size neyin iyi geldiğini anlayamıyorsunuz.

 

Eda sigorta sektöründeki macerası sayesinde, iş hayatında onu bunaltan esas noktasının ofis hayatı olduğunu; kendi gününü programlayabildiği ve sahada olduğu noktada kendini daha iyi hissettiğini farkediyor. Tabii her işin yorucu tarafları var. Sigorta sektörü açısından sürekli hedeflerle ve satış baskılarıyla uğraşmak Eda'yı bir süre sonra işinden ayrılma noktasına getiriyor.

Eda'nın hikayesinde işler bu noktadan sonra daha enteresan bir hal alıyor aslında. Tam istifa ettim, işi bıraktım dediği noktada aralardaki bazı boşlukları doldurmaya başlıyoruz.

 

Öğreniyorum ki,  bir yandan sigortacılık yaparken, aynı dönemde akşamları Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde tiyatro okumuş. İşte tam da bu eğitim, kendiyle ilgili, tüm geleceğini etkileyecek önemli bir özelliğini de keşfetmesine imkan tanıyor: Yazı yazmak. 

 

Tek kişilik bir oyun yazıyor Müjdat Gezen'de okurken Eda. İsmi; "Süpürgenin Çektikleri". Hatta hem yazıyor, hem de oynuyor. 

 

"Oynamak güzel ama yazmak daha konforlu, özellikle de çalışma hayatının içindeyseniz" diyor Eda. 

 

Geçmişe dönüp baktığında o küçük yaşta başladığı okuma-yazma serüveniyle, hayatından hiç çıkmayan defterler ve kalemleri hatırlıyor. Aslında tutkusunun yazmak olduğunu bir nevi tiyatro sayesinde keşfediyor. 

 

Bunun üstüne Yekta Kopan'ın okuma-yazma atölyelerine başlıyor. 

 

Bu atölyelerin bir parçası olarak Yekta Kopan'ın öncülüğünde sonradan kitaba da dönüşen İpekli Mendil projesi hayata geçiyor. İpekli Mendil bir öykü sözlüğü. Yazarların tüm öykülerinin içinden kelimeler seçilerek, o kitaplarda kullanıldığı anlamlarıyla sözcükler yeniden tanımlanıyor. 

 

İpekli Mendil serüveninin Eda için bir başka anlamı daha var. Kitabın çıkmasının ardından Yekta Kopan'ın öncülüğünde Antakya'da açılan bir lise kütüphanesi. Eda, içinde olmaktan en çok gurur duyduğum iş dediği bu kütüphanenin açılışı için, evlenme arefesindeki hazırlıkları bile aksatmayı göze alıyor :)

 

Eda bu sözlük(çe) yaratma merakını İpekli Mendil projesinin ardından kendi sözlüğünü yaratarak yaşatıyor.  "Hiç Yaşanmamış İlişkiler Sözlüğü" adıyla kitaba dönüşen Eda'nın ilk sözlükçesinin ortaya çıkış hikayesi de detaylarıyla podcastte. 

 

Peki nereden geliyor diyorum, bu sözlük merakı?

 

"Aynı kelimelere o kadar farklı anlamlar yüklüyoruz ki, buna rağmen nasıl anlaştığımıza anlam veremiyorum" diyor Eda. Hiç Yaşanmamış İlişkiler sözlüğünde de aslında o hiç yaşanmamış aşkın kelimelere nasıl yeni anlamlar verdiğini gösteriyor bizlere. 

 

Eda yakında yepyeni bir kitap projesiyle daha çıkacak karşımıza. Çizer Tayla Kurtuluş'la el ele verdiği bu projenin adı ise "Asla". Zengin, mutlu ve başarılı bir yaşam için asla yapmamanız gerekenleri Eda'nın kendine has esprili üslubu ve nefis çizimler eşliğinde okuyabileceğiz.

 

Eda'nın bu renkli hikayesini dinlerken, meslek değişimleri sırasında neler yaşadığına da değiniyoruz. 

 

Özellikle sigorta sektöründen yazarlığa geçiş sırasında kim, ne kadar destek oldu diye soruyorum. Yazarlığın hem ailesinden, hem eşinden hem de arkadaşlarından büyük destek gördüğünü söylüyor.

 

Eşinin rolüne ise biraz daha değiniyoruz. Zira Eda eşinin hayattaki korkusuzluğundan çok etkilendiğini söylüyor. Hatta bazen ümidini kaybettiğinde, eşinin her daim yanında taşıdığı şu sözlerini paylaşıyor; ben de kulağıma küpe ediyorum:

 

"Ben hayallerinin gerçek olacağına inanıyorum, sense gündelik hayata inanıyorsun".

 

Gündelik hayatın koşturmacasına inanmamak gerektiğini söyleyen Eda, "İş her türlü yapılır, önemli olan tutkunuzu keşfedip, peşinden gitmek" diyor.

 

Değişim isteyenlere ne önerirsin diye soruyorum, "Hayatlarınızı değiştirmeden önce, peşinden gitmek istediğiniz alan neyse onunla ilgili çevrenize danışın, görüşlerini alın. Sizi heyecanlandıran şeyin başkalarını da heyecanlandırdığını ancak paylaştığınızda fark ediyorsunuz, o yüzden paylaşmaktan çekinmeyin" yanıtını veriyor.

 

Eda'nın hayatındaki bu hikaye anlatıcılığı bugün ona bambaşka bir işin de kapılarını açmış durumda. Detaylar yine podcastte.

 

Bu arada hikayede bir son dakika bombası var ama burada açıklamayayım , lütfen dinleyin :)

 

Kimi insanlar hayatlarında her ne iş yapıyor olsalar da, tutkularından asla kopmuyorlar.

Eda için bu yazı yazmak. Yaratıcılığının, o okurken tebessüm ettiren esprili ve zeki üslubunun hiç kaybolmadan bize ulaşması dileğiyle!

 

Sizi Eda'yla bol kahkahalı sohbetimizle başbaşa bırakıyorum.

Keyifli dinlemeler!

26

TEMMUZ
2017

GÜNLÜK HAYATIN DEĞİL, HAYALLERİNİN PEŞİNDEN GİDEN KADIN EDA YAVAŞ