GIDA TUTKUNU DİCLE ELİF TEZ YENİLİKÇİ VE YARATICI LEZZETLERİ

KURUMSAL HAYATTAN KENDİ MEKANINA TAŞIYOR 

26

NİSAN
2017

Geçen hafta GirlBoss diye bir diziye denk geldim. Meğer aslen bir kitap uyarlamasıymış. Bir kadın girişimcinin hikayesini anlattığı ve aynı zamanda kısa kısa bölümlerden oluştuğu için başından kalkmadan bir çırpıda bitirdim. 

 

Başroldeki genç kadın, 2000lerin başında e-Bay'de kendisine bir vintage dükkanı açıyor. Ama öyle herkesin aşina olduğu türden vintage ürünler satmıyor. Satın aldığı vintage kıyafet ve aksesuarları modifiye ederek yeni giysilere dönüştürüyor ve esas bu sayede başarı kazanıyor. 

 

Buradaki kilit ve belki de Türkiye'de hemen her alanda eksikliğini gördüğümüz nokta, yenilikçi yaklaşımla katma değeri yüksek ürün ortaya çıkarmak.

 

Diziye tam da Dicle'nin hikayesini sizlerle paylaşmadan önce denk gelince, bu bir işaret olmalı dedim. Zira o da kendi işini bu inovatif ve yaratıcı bakış üstüne kuran ve başka öğünlerden aşina olduğumuz tadları kahvaltı tabağımıza getiren bir girişimci. 

 

Gıda mühendisliği eğitimini işletme masterıyla birleştirmesinin ardından bir dönem eğitim için gittiği, modanın olduğu kadar iyi yemeğin de başkenti İtalya'da dondurmaya aşık oluyor. 

 

Kariyerine global bir şirketin Türkiye ofisinde pazarlama departmanında çalışarak başlıyor. Gönlündeki o araştırmacı geliştirmeci ruhu kaybetmeyen Dicle, kariyerindeki ilk radikal değişikliği aynı şirkette pazarlamadan AR-GE departmanına geçerek yaşıyor. Bilmeyenler için söyleyelim, bu ikisi birbirinden çok farklı ve genelde aralarında geçişin pek yaşanmadığı alanlar. 

 

Dondurma içerikleri ve tasarımı alanında çalıştıktan sonra gönlünde yatanın eninde sonunda kendi mekanına sahip olmak olduğunu farkediyor ve ilk olarak Türk damak tadına uygun tadlardan İtalyan dondurması sunacağı bir mekan fikriyle yola çıkıyor. 

 

Ancak işin mali riskinin yüksek olması ve aynı zamanda kendi yaşam ritmine uygun bir iş kurmak istediğine karar vermesi nedeniyle Dicle, dondurmacı fikrini şimdilik rafa kaldırıyor ve onun yerine harika bir kahvaltı mekanını hayata geçiriyor. 

 

Kadıköy'ün en sevdiğimiz muhitlerinden Yeldeğirmeni'nde terk edilmiş eski bir depoyu pırıl pırıl bir mekana dönüştürüyor ve Mahalle'nin ilk kahvaltıcısı Bop Breakfast of Pan'i hayata geçiriyor.

 

Günün her saati kahvaltı edebileceğiniz bir mekan kulağınıza hoş gelmiyor mu?

 

Makarnalarda aşina olduğumuz pesto sosunun yediğiniz yumurtayı daha nefis bir hale getirdiğini ya da Fransız yemeklerinin vazgeçilmezi karamelize soğanın ekmeğinizin üstüne sürüldüğünü bir düşünün. 

Bildiğimiz ya da aşina olduğumuz lezzetleri bize farklı formlarda sunarak kahvaltıya bakışımızı değiştiren bir konsept yaratıyor Dicle. 

 

Elbette Dicle için bu hayali hayata geçirmek o kadar kolay olmamış. İş planı hazırlığından, mekanın içi boş halinden tam donanımlı bir hale dönüşmesine kadar her aşamasında parmağı var. Bu noktada eski iş deneyiminin çok faydasını gördüğünü de söylüyor.

 

Değişim sürecinde kendisine ailesi ve sevdiği dostları da Dicle'ye yardımcı oluyor.

 

En basiti her bir yiyecek uzun denemelerden ve tadımlardan sonra menüdeki yerini alıyor.

 

Dicle'ye göre yeni bir iş kurmada önemli nokta önce bir hayalinizin olması. "Ama hayal kurmak tek başına yeterli değil, biraz daha derinlemesine düşünmek gerekiyor" diyor. Neden denemedim dememek için adım atmanın da ne kadar önemli olduğunun altını çiziyor.

 

Dicle'yle sohbetimiz çok keyifliydi. 

 

Mekanı Bop'a da mutlaka uğramanızı öneririm.

 

Detaylar podcast'te.

Keyifli dinlemeler!