ProjectPost30 yayına ilk başlarken, nereye evrilebileceğini hiç düşünmeden hareket ettim. Bunu söylüyorum, çünkü beni tanıyanlar az çok bilirler; yaptığım işleri enine boyuna tartmadan, ölçmeden kolay kolay adım atmam. Bu yönüyle ProjectPost30 benim için mihenk taşı diyebilirim. 

 

Birlikte geçirdiğimiz üç ayın sonunda, değişime cesaret edenlerle yaptığım söyleşilerin hepsinden bir çok şey öğrendim. Öğrendiklerimin bir kısmını doğrudan hayatıma entegre ettim, bir kısmıyla çevremdekilere dokundum; tüm bunlar katlanarak çoğaldı. 

 

Değişim hikayelerini bu şekilde paylaşmaya elbette devam edeceğim, zira projenin ana teması bu. Ama bunu yaparken, ara ara değişik formatlarda da yayın yapmanın okuyucu ve dinleyiciler için faydalı olacağını düşünüyordum. Elbette ana temamızın dışına çıkmadan ...

Bir süredir aklımda insan kaynakları sektöründeki gelişmeleri ele almak, yeni trendleri uzmanlardan dinlemek fikri vardı. 

İşte bu hafta ilk kez, bu fikrimini hayata geçirmeme vesile olan bir konukla birlikteyim. 

Konuğum Derya Türkkorkmaz, başarılı bir girişimci ve insan kaynakları danışmanı.

Kendisiyle geçtiğimiz haftalarda Birleşmiş Milletler'in Global Compact Girişimi'nin toplantılarından birinde tanıştık. İşimin bana ve ProjectPost30'a kattığı güzelliklerden biri. 

Derya'yla sektördeki yeni trendleri, meslek değişiminin kişiye ve topluma etkisini, iş geçişlerinde dikkat edilmesi gereken noktaları konuştuk.

Sohbeti doğrudan dinlemek isterseniz link burada, ama ana hatlarıyla nelerden konuştuk diye merak ediyorsanız, okumaya devam edin lütfen:

Derya'ya göre bu alanda Türkiye, dünyayı biraz geriden takip etse de, gerçek değerinin insan kaynağı olduğunu anlayan kurumlar, insana yalnızca maddi yönden değil, psikolojik açıdan da yaklaşmayı öğrenmeye başladılar. 

Bugün İK sektörünün en çok tartıştığı temalar, endüstri 4.0 ve farklı kuşakların iş hayatında aynı anda yer almaya başlaması sebebiyle, çalışma disiplinlerinin ve çalışma ortamlarının yeniden şekillenmesi.

İk kez bu kadar farklı kuşağı aynı anda iş yaşamında görmeye başlamamız nedeniyle, jenerasyonlar arası farklılıkların ve teknolojinin etkilerinin yönetilmesi Derya'ya göre büyük kazanımlar ortaya çıkaracak. 

Şöyle bir gerçek var; iş gücü iyi ve kaliteli olan şirketler hızlı büyüyor. Ancak bu insan gücünü elinde tutabilmesi için şirketin ona uygun harcama yapması gerekiyor. Bir nevi yumurta-tavuk meselesi anlayacağınız. 

Derya'ya göre, önümüzdeki 20-30 yıllık dönemde işçi-işveren ilişkisi giderek azalacak. Bunun temel nedeni nüfustaki artışın, ülkelerin sigorta sistemlerinin bu maliyeti kaldırma potansiyellerini zayıflatması. Önümüzdeki yıllarda çalışanların birer şirket olarak iş yaşamında yer alacağı öngörülüyor. Yani bugüne tercüme edersek, şahıs şirketi sahibi, freelance çalışanların sayısında artış bekleniyor.

İşçi-işveren ilişkisinde formatın değişmesi, beraber kazanıp-beraber paylaşma mantığını geliştirecek. 

Bu noktada şirketlerin çalışanlarını karar mekanizmalarına daha fazla dahil etmesi büyük önem taşıyor. Günümüzde start-up'lar çoğunlukla bu mantıkla insanları istiham ediyorlar.  Derya, büyük şirketlerin, özellikle de işveren markası olan kurumların, yeni nesillerin beklentisini yakından inceleyerek bunu şimdiden yapmaya başladıklarını söylüyor. 

 

Sohbetimizde son dönemin popüler temalarından biri olan "esnek çalışma"ya da değiniyoruz elbette. Derya, konuya biraz bilinçsizce yaklaşıldığı ve kavramın zaman zaman yanlış kullanıldığı görüşünde. 

Bu görüşünün temelinde, her mesleğin ve işin esnek çalışmaya uygun olmamasına rağmen nedense herkesi ilgilendiren bir temaymış gibi ele alınması. 

 

"Bizim kavramı sıklıkla dile getirmemiz işi esnek çalışmaya uygun olmayan kişilerin de başka departmanlarda çalışan arkadaşlarıyla kendilerini kıyaslamalarına ve mutsuz olmalarına neden olabiliyor" diyor. 

Bu durumun, kişinin çok severek yaptığı bir işten bile soğumasına, yalnızca kendisini başkalarının yaptığı işlerle kıyaslayarak meslek değiştirme noktasına kadar varabildiğini söylüyor.

Derya, esnek çalışmada insanı değil, işi ölçmenin esas olduğunu vurguluyor. Yani üretilen işin kalitesine bakmak lazım, ama bu elbette çok kolay değil. Özellikle çalışanlardan ne istendiğinin tam olarak bilinemediği, performans kriterlerinin de belirlenemediği iş ortamlarında işverenler esnek çalışmaya haliyle sıcak bakmıyolar.

Çalışandan maksimum verim alabilmek için o kaynağı çok iyi okumak lazım, diyor Derya. 

Yeni nesillerin maddiyattan öte, değer görmeyi beklediği, çabuk sıkıldığı günümüzde, şirketler kime emanet edilecek, kurum kültürü nasıl yaratılacak sorusunu dillendiriyorum.

 

Bu konuda kimi firmaların özel yetenek havuzları ve kimi çalışanlar için özel kariyer gelişim programlarının olduğundan bahsediyor Derya. Bu kişilerin şirket içinde kalmaları için gerekli maddi-manevi yatırım yapılıyor. 

Kurum kültürünün devamlılığı konusunda ise Derya öncelikle patronların bakış açılarının değişmesi gerektiği görüşünde. Çalışanlar çoğu zaman bir kaç farklı şirket gördükleri için kurumsallık birikimine sahip oluyorlar. Ancak patronların, özellikle aile şirketi olması durumunda korumacılık mekanizmalarını çalıştırması ve güvensizlik sorunları sirkülasyonu artırıyor.

KOBİ yöneticilerinin yeni nesli yönetmek ve iletişim kurmak için eğitim almalarının çok önemli olduğunu vurguluyor Derya ve artık insanları tutmak için paranın tek başına yetmediğini, onlara anlam vermemiz gerektiğini vurguluyor. 

Sohbetimizin bir başka ana teması ise meslek değişimleri elbette. Bu noktada gelecekte bizi neler bekliyor diye soruyorum, "Gelecekte bir kariyer yetmeyecek" cevabını alıyorum.

Her bir kariyerin ortalama 20 yıl sürdüğünü belirten Derya, özellikle 40'lı yaşlarına gelen çalışanların bulunuduğu şirketlerde gençleştirme politikalarının hayata geçtiğini belirtiyor. Burada elbette yaşı ilerleyen çalışanın daha yüksek maaş alması, sağlık riskinin artması ve şirketin daha fazla yaratıcı-dinamik bakış açısına olan ihtiyacı gibi nedenler öne çıkıyor. 

Peki madem 40'lı, hadi bilemediniz 50'li yaşlarda işimizden olma ihtimalimiz yüksek, ne yapmamız gerekiyor?

Derya'nın önerisi, en az zarar görmek için kariyerimizi erken yaşlarda yedeklemeye başlamamız. Kendimize başka ne yapabileceğimizin sorusunu yumurta kapıya dayanmadan sormamız gerek. Tabii bunun için de öncelikle kendimizi tanımak... 

Bu bir hobimizin işe dönüşmesi de olabilir, bambaşka bir ilgi alanından bir iş kurmak da ya da sahip olduğumuz profesyonel bilgi birikimi ve deneyimi başka çatılar altında kullanmaya devam etmek de...

Burada mesleklerle ilgili ilk tercih noktasına bakmak da gerekiyor. Bugün geçmişe oranla nispeten daha yaygın olan kişilik envanterleri ve mesleki yatkınlara yönelik testler büyük önem taşıyor. İlerleyen yaşlarda meslek değiştirenlerin çoğu kendisini geç tanıyanlar. Bu yüzden bu tarz testlerin küçük yaşlarda yapılması kişiyi ilerleyen süreçte bir çok sıkıntıdan koruyabiliyor.

Yetkinliklerimizin neler olduğunu anlayarak bir işe yönelmek her daim ideal olan elbette. Ama bunu çoğu zaman yapmıyoruz ya da o imkanı bulamıyoruz. 

 

Hal ne olursa olsun, kulağımıza küpe olarak takmamız gereken bir çok mesaj çıkıyor sohbetimizden.  

Söyleşimizin tamamında yazdıklarımdan çok daha fazlasını bulacaksınız. 

Keyifli dinlemeler !

14

HAZİRAN
2017

GELECEĞİN İŞ DÜNYASINDA VAR OLMAYA NE KADAR HAZIRSINIZ?

İK DANIŞMANI DERYA TÜRKKORKMAZ İLE SEKTÖRDEKİ YENİ TRENDLERİ MASAYA YATIRDIK