İlk kez bir hikayeyi kaleme dökmekte bu kadar zorlandığımı hissediyorum. Ne anlatacağımı bilememekten ziyade, dinledikten sonra bende bıraktığı izi yeterince iyi ifade edebilecek miyim, onun endişesinden. 

 

Ceyda;  ses tonu ve üslubuyla sizi huzurla karşılayan bir kadın. 

 

Hikayesinin detaylarını öğrenince o huzurlu haleti ruhiyeye nasıl vardığını biraz daha iyi anlıyorum. Doğrudan sohbetimizi dinlemek isterseniz link burada. Hikayenin özetini almak içinse, okumaya devam edin lütfen. 

 

Matematik bilen insanlarla sohbet etmek; dünyayı onların penceresinden dinlemek her zaman keyif vermiştir bana. O yüzden üniversitede matematik okuduğundan, matematiğin hayatı daha basit ele almasına katkı sağladığından bahsettiğinde, ilk dakikadan kalbimi fethediyor Ceyda. 

 

Matematiğin yanı sıra edebiyat ve yazı yazma tutkusudan hiç vazgeçmeyen, lisans eğitiminden sonra halkla ilişkiler ve reklam yüksek lisansı yapan Ceyda, bir çok yazı atölyesine katılacak sürekli kendini geliştirmenin peşinde koşuyor.

Kariyerine ise Ankara'da, reklam sektöründe başlıyor ama, bu işin kalbinin İstanbul'da atmasından hareketle bir süre sonra soluğu, bu büyülü ama bir o kadar da kaotik şehirde alıyor. 

 

Hayat enteresan tabii. İstediğimiz kadar plan, program yapalım, hayal kuralım; bizi hiç ummadığımız başka kulvarlara sürüklüyor. 

 

Kariyerini reklam yazarlığı üstüne inşa etmek isterken, uluslararası bir tekstil firmasından aldığı iş teklifiyle Ceyda, bambaşka bir serüvene yelken açıyor. İki yıl boyunca sık seyahat gerektiren bu yeni işinde, keyif aldığı bir başka alanda; fotoğraf ve video çekimi konusunda kendini geliştirme fırsatı buluyor.  Hatta video yapmayı New York'ta Luca Babini'den öğreniyor.

 

Modayla hiç ilgisi yokken bir anda içine girdiği sektör; gittiği fuarlar, katıldığı çekimler modanın insan için ne anlama geldiği konusunda kendi cevaplarını bulmasına da yardım ediyor. 

 

Moda sektöründeki bu deneyimin ardından Ceyda,  masa başı bir işe girmek durumunda kalıyor. Ama bir süre sonra yaşamaya başladığı sıkışmışlık hissi, onu istifa etmeye götürecek kadar rahatsız ediyor. Tam da bu dönemde evren ona güzel bir sürpriz yapıyor ve o istifa etmek için uygun zamanı kollarken bir anda işten çıkarılıyor. Krizler çoğu zaman yeni fırsatların kapılarını açıyor tabii. Tıpkı işten çıkarıldığında aldığı tazminatla kendi fotoğraf ve video işini kurmak için kolları sıvayan Ceyda'nın yaptığı gibi. 

 

O sıralar kendini şanslı hissetse de, şanstan çok inatçı ve cesur tavrının sektörde kendine yer bulabilmesine katkı sunduğunu belirtiyor. Çünkü ne de olsa rekabetin bol olduğu yaratıcı endüstrilerde müşteri hiçbir zaman kimsenin ayağına gelmiyor.

Dayanamayıp soruyorum; "Esas hayalin reklam yazarı olmakken, neden işten ayrılınca o alana değil de fotoğrafçılık yapmayı tercih ettin" diye. Bu sayede bana da sürpriz olan bir biçimde hikayesinde bir parantez açıyoruz.

 

Ceyda reklam yazarlığı yaparken çizimlerini bir arkadaşının üstlendiği 'Bunu Buraya Ben Koydum' isimli kitabını kaleme alıyor.

Matematiğe ve reklam yazarlığı atölyelerine borçlu olduğunu söylediği  'Bunu Buraya Ben Koydum' kitabını Ceyda, "Kendi unuttuğum şeyleri hatırlamak için" yazdım diyor. Tıpkı Küçük Prens'te olduğu gibi çocuk kitabı görünümünde olup, aslen yetişkinlerin kalbine hitap eden kitap, klasik masal kahramanlarını sıkıcı bulan ve onları bilmişliğiyle değil bilgeliğiyle sorgulayan küçük bir kızın ve ailesinin hikayesini anlatıyor. Hayatımda okuduğum en güzel kitaplardan biri olduğunu, özellikle hayatı ve yaptıklarımızı her zamankinden fazla sorguladığım şu günlerde ilaç gibi geldiğini rahatlıkla söyleyebilirim.

Bu parantezi kapatırken, bir yandan sorumun cevabını da alıyorum. Ceyda reklam sektörüne dönmek istemiyor çünkü, hem kitap yazıp, hem de reklam yazarı olamayacağını; başkası için değil, yalnızca kendisi için yazmak istediğini farkediyor. 


Ceyda bugün, farklı markalar için freelance fotoğraf ve video çekimleri gerçekleştiren bir görsel sanatçı.

 

Freelance fotoğrafçılıkta önemli olanın öncelikle hangi alana odaklanmak istenildiğine karar vermek olduğunu söyleyen Ceyda, herhangi bir freelance işte, kimsenin oturduğu yerden müşteri kazanamayacağının, mutlaka girişken olmak gerektiğinin altını çiziyor. 

 

"16 yaşımdayken bana gözümün ve yazımın çok iyi olduğunu söyleseler ve bu alanlara yönlendirseler gitmek ister miydim emin değilim. Hayatı akışına bırakarak yaşamak daha güzel" diyor Ceyda. 

Peki hayatı akışına bırakmak gerçekten bu kadar kolay mı, hiç mi umutsuzluk olmuyor?

 

Umudunu kaybetmeye meylettiği anlarda, kendisini sabah erkenden ofise giderken ve normalde pek haz almadığı insanlarla tüm gün vakit geçirirken tahayyül ettiğini söylüyor Ceyda. Sonra kendisine soruyor: "Yarın böyle bir sabaha mı uyanmak istersin, yoksa bu umutsuzluğu üstünden atmak için çabalamak mı?'"

Ceyda çabalamanın peşinden giden ve iş hayatının kurallarını kendi elleriyle yazan bir kadın. 

Freelance iş hayatına geçiş için ön hazırlığın şart olduğunu söylerken beni etkileyen ve çoğu zaman unuttuğumuz  başka bir konuya daha değiniyor:

 

"Bir bebeğin doğduktan sonra dünyaya alışması için en az bir sene gerekiyor. Biz büyüklerse değişime alışmak için çok aceleci davranıyoruz. Altı ay mutsuzluğa müsaade etmek gerek. Kendimize biraz şevkat göstermeliyiz".

 

Hafta başındaki blog yazısında "başarı" tanımlarımızdan bahsetmiştim. Ceyda'yla da bu konuyu konuşuyoruz. Ona göre başarılı insan, severek yaptığı işte kendini doyuracak kadar para kazanabilen insan. Elbette hak veriyorum. 

 

Yaratıcılığını bir çok alanda sergileyebilen, matematikçi olmasının yanı sıra harika bir hikaye anlatıcısı olan Ceyda'ya göre iyi bir fotoğraf karesinin iyi bir matematiği ve iyi bir hikayesi olmalı. Yapmaya çalıştığı şey tam da bu.

Aynı zamanda tam bir seyahat tutkunu olan Ceyda'nın tüm çalışmalarına websitesi üzerinden ulaşabilirsiniz. 

Hikayesinin tamamını dinlemek içinse sizi aşağıdaki podcaste alalım.

 

Keyifli dinlemeler! 

7

HAZİRAN
2017

GEREK KALEMİYLE, GEREK GÖZÜYLE GERÇEK BİR HİKAYE ANLATICISI: CEYDA GÜNALP