Search

Hatasız hayatların idealiyle yaşamak

Konumuz kariyer değişimi, malum. Böyle bir arayış içinde olduğunu söyleyen ama henüz ne yapmak istediğini bilmeyenler için kurulan ilk cümle genelde; "Her şeyden önce kendini dinlemeli ve tanımaya çalışmalısın. Sonrasında ne istediğini anlaman daha kolay" oluyor. Ben de birkaç aydır dilime doladım bu "kendini dinleme, tanıma" mevzusunu. Ne kadar geniş br alanı kapsadığını bilsem de, kendi ve yakın çevremdeki hikayelere baktığımda doğruluk payı olduğunu net biçimde fark ediyorum. Aksi halde zaten işim olmaz. Buradaki esas mevzu tabii ki, bu kendini dinleme işini nasıl yapacağınızda. Ara ara bahsi geçiyor; (her ne kadar şu sıralar aksatsam da) ben "kendimle baş başa kalma ve kendimi dinleme" o

Yanınıza kimin oturduğuna dikkat edin

Bundan yaklaşık on yıl önce iş hayatına yeni atıldığım günlerde, patronumla ilk kez seyahat ederken uçakta bana; "Gökşen, yanına kimin oturduğuna iyi bak, hayatına ne zaman, ne katacağını bilemezsin" demişti. Kast ettiğinin ne olduğunu elbette yıllar içinde daha iyi anladım. O an uçak örneğini vermişti ama bunu pekala günlük koşturmaca içinde bulunduğumuz her mekan için düşünmek mümkün. Yaşarken çoğu zaman farkında olmuyoruz. Aslında hayatlarımız biraz da ansızın denk geldiğimiz insanlarla ya da onlar sayesinde tanıştığımız başkalarıyla etkileşimlerimizin yarattığı fırsatlarla şekilleniyor. Tabii bir de bu fırsatlar sayesinde aldığımız kararlarla... Bir yerde okumuştum "Başarılarınızın sorum

Değişimi uzaklarda aramak şart mı?

Geçen hafta sizlere son seyahatimde başıma gelen aksiliklerden ve aldığım derslerden bahsetmiştim. Bugün, kendi içimde de büyük bir ikilem olan başka bir konuya değinmek istedim. Çevremde son dönemde dinlediğim kadarıyla; Türkiye sınırlarından Batı'ya doğru attığımız ilk adımdan itibaren medeniyete kavuştuğumuza ilişkin genel bir algı var. Tüm standartlar birden yükseliyor, herkes teknolojiyi son trendleriyle takip ediyor, herkes birbirine daha saygılı oluyor, doğa hiç kirlenmiyor, hiçbir mekan müşterisini kazıklamıyor, herkes üç-beş dil biliyor ve hepimiz çok daha güvende oluyoruz. Sahiden öyle mi oluyor? Eğer öyleyse ben başka bir Avrupa daha biliyorum. Son 10 yıldır, Avrupa sınırları içi

Siz Yine de Kontrolü Elden Bırakmayın

Son on günümün ana kavramı "kontrol". Hayat büyük ölçüde kontrol kavramı üstüne işliyor diye düşünüyorum. Kontrol edebildiğimiz ve edemediğimiz gelişmeler, kontrollü ya da kontrolsüz alınan kararlar, kontrolü elimizden bıraktığımızda başımıza gelenler... Kontrolün bizde olmadığı bir çok durum var, orası kesin. Bu yaz İstanbul'da yaşanan fırtınalı günler, Bodrum depremi ya da geçtiğimiz günlerde ABD'de yaşanan kasırga gibi doğal afetler mesela. Ya da karar alma mekanizmasında olmadığınız bir oluşumun geleceğinin tehlikeye girmesi durumu. Karar alma mekanizmasında olsanız dahi, küresel bir finans kriziyle kariyeriniz boyunca tüm inşa ettiklerinizin bir gecede tuzla buz olması hali. Çok daha öz