Geçtiğimiz günlerde bir mesaj aldım, burada yazdığım ve önerdiğim noktaları kendi hayatıma ne kadar adapte edebildiğimi soran. 

 

Elimden geldiğince diyebiliyorum. Özellikle bu haftaki blog yazısında bahsettiğim belirsizliklerle baş etme noktasında çok zorlandığımı itiraf etmeliyim. Benim gibi gününü, haftasını hatta aylarını nasıl geçirmeyi planladığını, nereye ne kadar para harcaması gerektiğini, kimlerle görüşeceğini ya da görüşmek istediğini önceden netleştiren biri için aksayan programlarla baş etmek çok kolay değil. Bu sadece iş güç konuları için de geçerli değil aslında. Sosyal hayatımda da her ne kadar rahat ve spontan bir insan algım olsa da dışarıdan, genellikle o tarafta da planlı hareket ediyorum. Ama sosyal hayattaki bilinmezliklerle baş etmede daha antremanlıyım sanırım, özellikle İstanbul'da yaşamaya başladıktan sonra.

 

Bu haftaki konuğum bilinmeyen dünyalara kucak açarak, belirsizliklerle baş etmede büyük başarı gösteren sevgili Anıl Kangal. 

 

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden sınıf arkadaşım olan Anıl'la yıllar sonra ProjectPost30 sayesinde tekrar görüşme imkanımız oldu. Kendisini 24 Mayıs'taki etkinliğimizden de hatırlayacaksınız. 

 

Anıl'ı bir çok başka mecradan, bir çok farklı şapkasından da tanıyor olabilirsiniz.

 

Ben hangisinden başlayacağımı söyleşimizde de bilemedim açıkçası. Doğrudan dinlemeye geçmek isterseniz buraya alalım sizi. Kısa bir özet içinse devam edin lütfen. 

 

Birlikte uluslararası ilişkiler lisansını almamızın ardından, Anılla aynı dönemde İngiltere'de yüksek lisans yaptık. O SOAS'da Küreselleşme ve Kalkınma alanında çalıştı. Eğitim sonrasında kendi deyimiyle aklında ne iş yapabileceği konusunda net bir fikir yoktu, tek istediği Türkiye'ye dönmekti.

 

Podcastte değinmesek de Anıl'ın üniversite yıllarında farklı uluslararası projelere dahil olduğunu ve aktif rollere sahip olduğunu hatırlıyorum. 

 

Kariyerine Türkiye'de farklı Bakanlıkların dahil olduğu Avrupa Birliği destekli projelerde çalışarak başlayan Anıl, bir süre sonra Avrupa çapında insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğünü savunmak amacıyla faaliyet gösteren hükümetlerarası bir kuruluş olan Avrupa Konseyi'nde proje asistanı olarak görev almaya başlıyor. 

 

Anıl'ın kariyerinde değişim yaratan nokta ise onun seyahat tutkusu.

 

Öğrencilik yılllarında fırsat buldukça çıktığı seyahatler, ekonomik özgürlüğünü kazanmaya başlamasıyla haliyle sıklaşıyor. Önce çevre ülkelere, daha sonra keşfedilmemiş bölgelere merak salıyor Anıl. 

 

2012 yılına gelindiğinde Ankara'da ev ve iş yeri arasında geçen rutin hayatına farklı bir boyut katmak istediğine karar veriyor. Aradığı ilacı ise o dönemde çıktığı Trans Sibirya Tren Yolu seyahatinde buluyor. Seyahat sırasında farklı noktalarda birkaç kez denk geldiği bir başka gezgin sayesinde dünya seyahatinin tohumlarını zihnine ve kalbine ekiyor. 

 

Trans Sibirya seyahati dönüşünde bakıyor ki motivasyonu devam ediyor, dünya turu için araştırmalara başlıyor. Birkaç ay sonra ise konuyu ailesine açıyor. Elbette ilk etapta tüm ailede bir endişe hakim oluyor. Anıl kendisi bile "yola çıkalım da, gerisine sonra bakarız" mantığıyla adım atıyor yolculuğa. 

 

13 Aralık 2012-30 Mayıs 2014 tarihleri arasında toplamda 533 gün süren dünya seyahatinde Asya, Kuzey-Orta-Güney Amerika'da toplamda 27 ülke geziyor.

 

Dayanamayıp soruyorum, ihtiyacın neydi bu seyahatte ve aradığını buldun mu, diye.

 

"Ne beklemem gerektiğini bilmiyordum. Sadece kendimi zorlamak, kabuğumun dışına çıkmak istedim" diyor.

 

Seyahatin ona somut katkısını tek tek listelemenin mümkün olmadığını ama annesinin deyimiyle bir "altın bilezik" edindiğini, hayatının hemen her yönünde seyahatte edindiği deneyimin yansımalarını gördüğünü söylüyor. 

 

Dünya seyahati bir çoğumuzun hayali, ama yaşayanlara sorunca da bir o kadar yorucu bir süreç. Ayrıca hazmetmesi de kolay değil. 

 

Anıl'ın takdir ettiğim bir başka yönü daha var.  Bir yandan bugününü yaşayıp, belirsizliğe adım atma cesaretine sahip; öte yandan da farklı gerçeklikleri göz ardı etmeyen bir yapısı var. 

 

Yaşamak istediği deneyime sahip olduğunu hissettiği noktada seyahati sonlandırma kararı alıyor. Tabii bu kararda ülkeyi, ailesini ve diğer sevdiklerini özlemesinin de payı var. 

 

Seyahat yorgunluğunu üstünden biraz atınca önündeki kariyer seçeneklerini değerlendiriyor. 

 

Söylediğine göre yolculuğun ona getirilerinden biri, çalışmak istediği alan konusunda daha net bir fikre sahip olması oluyor. Bunu "Aldığım şeyleri geri vermek istedim" şeklinde özetliyor. Yolda olduğu sürede bir çok gönüllü projeye de destek veren Anıl, insani yardım alanında kariyerine devam etmek istediğine karar veriyor. Bu noktada önüne iki seçenek çıkıyor; biri Afrika'da, diğeri ise yeni ortaya çıkan Suriye krizinde yardımcı olan bir organizasyon için Türkiye'de çalışmak. O Türkiye'yi tercih ediyor ve önce bir süre Gaziantep'te yaşıyor, devamında ise İstanbul'a geliyor. 

 

Bugün hala bu uluslararası organizasyonun Türkiye misyonunda insani yardım projelerinin yönetiminden sorumlu olarak çalışmaya devam ediyor. 

 

Anıl'ın profesyonel kariyerine paralel şekilde sürdürdüğü bir de yaratıcı hayatı var.

 

Üniversite yıllarında başlayan fotoğrafçılık merakını, aldığı eğitimler ve dahil olduğu projelerle daha profeyonel bir boyuta getiren Anıl, seyahat sürecinde "Dünyadan Kartpostallar" projesini hayata geçiriyor. Uzaklarda olduğu 533 günün her birini bir fotoğrafla özetleyen Anıl, oluşturduğu bu görsel günlüğü ayrıca sergiye dönüştürüyor. 

 

Anıl'ın yaratıcı yönü sadece fotoğrafla sınırlı değil. Son dönemde bir başka tutkusu daha var: Seramik.

 

Yakın zamanda kendi atölyesini kuran, Anka Ceramics adıyla markalaşma yolunda adımlarını atan Anıl'ın elinden harika seramik mutfak malzemeleri çıkıyor. 

 

İş hayatı ve seyahat sürecinin tamamına baktığımızda Anıl'a soruyorum, konfor alanından çıkmak isteyen insanlara ne önerirsin diye.

 

"Sihir rahatlık alanının dışında başlıyor. Bu riski almadığınız sürece aynı alan içinde yaşamaya devam edeceksiniz, görece sıkıcı olan o hayata hapsolmuş olacaksınız. Bir adım atarak farklı seviyelerde çıkan fırsatları görmek, açılan kapılardan içeri girmek ve o şekilde ilerlemek çok önemli" diyor. 

 

Karşısına çıkan zorluklarla nasıl baş ettiğini de merak ediyorum. Önemli bir noktaya değiniyor: "Kendi amacıma yönelik inancım sağlam. Sıkıntılar hep olacak, böyle zamanlarda bir adım geri atıp büyük resmen bakmak gerekiyor. Zorluklar olur ama bunların büyük resmi etkilemesine izin vermemek lazım, hepsi o resmin bir parçası."

 

Bu haftaki temamız geleceğin belirsizliğiyle baş ederken bugünü yaşamayı unutmamaktı. Anıl'ın hikayesinin bu açıdan etkili olduğunu düşünüyorum.

 

Bir yandan gerek iş yaşamında gerek seyahat sürecinde günlerini dolu dolu yaşayan, ama öte yandan kendisine ne getireceğinden emin olmadığı hayalleri için ufak planlar yaparak değişim için cesaret gösteren bu harika kadınla söyleşimizin tamamı eminim hoşunuza gidecek. 

 

Keyifli dinlemeler!

5

TEMMUZ
2017

ANIL KANGAL: ZORLUKLARIN BÜYÜK RESMİ ETKİLEMESİNE İZİN VERMEYİN